Masalların sihirli aynalarını bilirsiniz.
Kraliçe seslenir aynasına;
“ Ayna ayna söyle bana benden daha güzeli var mı, bu dünyada “
Devamı malumunuz, uzayıp giden bir hikaye.
Beni öyle etkilerdi ki bu sahne;
Her konuya hakim,
Karşında kim olursa olsun, cesaretle cevap veren ,
Dürüst,
Gerçekçi,
Yol gösteren sihirli bir ayna.
Çocukken, ayrıcalıklı insanların böyle aynaları olur sanırdım. Yanılmışım.
Sizce, gerçek hayatta bizim de böyle bir aynamız olamaz mı?
İşte bugün, bizim sihirli aynalarımızla tanışma zamanı. İçindeki her bir parçayla bize rehberlik eden, yaşam boyu yenilenen, süprizlerle dolu “Kainat Aynası”
Kainat bize nasıl aynalık yapar ?
Gelin bu aynalardan gelen mesajları;
okumanın,
duymanın
görüp- anlamlandırmanın
amacını, kolaylığını, önemini birlikte idrak edelim, metafordan çıkarıp biraz somutlaştıralım.
Doğumla birlikte, ilk deneyimlerimiz başladığında duyu organlarımızla özellikle de gözlerimizle tıpkı süpürge misali çevremizdeki bilgileri vakumlamaya başlarız.
Sosyal bir hayatın içinde enerjiyi alıp vererek deneyimlerle öğrenme devam ederiz.
Bununla birlikte her bilgi ve her deneyimle özümüzü saran benlikler oluştururuz, “Çalışkan Neslihan “, “tembel Neslihan “ icat çıkarma başımıza Neslihan “ “duygusal Neslihan “
(Hakikaten bizim zamanımızda böyle bir söz vardı, “ icat çıkarmayın şimdi “)
Zamanla oluşan bu bilgi denizinde, benliklerimizin, kimi diplerde kimi yüzeyde, kimi dalgalarla kıyaya vururken kimi daha da derinlere itilerek üzeri örtüldü.
Kısacası tüm “Ben” algılarımız “özümüzle” birlikte yaşamaya devam edip gidiyorlar. Ta ki Şuurlu bir bakış, bir aydınlanma oraya gelip özümüzü benliklerden ayrıştırana kadar.
Söylemesi kolay ama uyanışa geçmek hiç de kolay değil dostlar.
Denizin içindeyken,
Başka bir yerin varlığını bilmeden,
Ya da burdan çıkarsak ölürüz korkusuyla,
Bir diğer taraftan kendimizin farkına varmadığımız bir uykudan, yaşama nasıl ve niye uyanalım!
Uyanma için, Deniz feneri misali karanlık denizimizi aydınlatacak, bize bizi gösterecek, nasıl bir denizde olduğumuzu anlamamızı sağlayacak sistemlere ihtiyacımız olur. Yani aynalara…
Aynalara bakınca, gördüğümüze aşık olabileceğimiz gibi nefret de edebiliriz. Tıpkı kraliçenin duymaktan hoşlanmadığı cevaplar geldiğindeki tavrı gibi sinirlenip, red edebiliriz.
Ama aynalardan kaçamayız
Peki neler, kimler bu aynalar?
Çevremizdeki alanın tamamı, eşimiz, çocuklarımız diğer insanlar, eşyalar, hayvanlar, doğa… Hepsi hayat okumalarına birer sembolik işaretlerdir.
Yine seanslardan bir pencere açmak istiyorum sizlere. Yine o güzel ruhların izniyle .
“ Eşim bana çok kötü davranıyor, Neslihan hanım. Kendimi evde çok değersiz hissediyorum. Ne yaparsam yapayım, beni eleştiriyor, beğenmiyor. Yetersiz hissettiriyor. Bir kez bile bana sen güzelsin harikasın, teşekkür ederim demedi. Hastayken bile benimle ilgilenmiyor. Artık yoruldum ayrılmak istiyorum.”
Bu hanımefendi eşinin aynasından kendini izlerken; gördüklerinden hiç memnun olmadığı gibi, o aynayı da kırmak istiyor.
Dostlar çözüm aynaları kırmak değil. Yüzümüzde sivilceler var, dişlerimiz sararmış yorgunsak, hangi aynaya bakarsak bakalım aynı şeyleri görürüz.
Geçen haftaki yazımda “ İyileşme içten dışa doğrudur “ bilgisine bu hafta “ benzer benzeri çeker “ prensibini eklemek istiyorum.
‘‘Mıknatıs gibiyiz, benzerleri çekiyoruz. Olursunuz ve düşündüğünüz şeyi çekersin.”
Rhonda Byrne, "Sır".
Gelin bu iki bilgiyle seansımızdaki problemlere bir alan açalım, siz de dilerseniz kendiniz için bu çalışmayı yapabilirsiniz.
Öncelikle suçlamaları bırakıp, içimize dönelim, bizim karşı tarafla işimiz yok!
Fakat dışarıdan gelen duyguları- durumları not alalım.
Bu örnekte aynadan; Kötü davranılması, değersizlik, eleştiri, ilgisizlik….görünüyor.
Şunu kabule geçerek kaçmadan devam edelim, “bu bir ayna ve beni gösteriyor “
“Demekki ben yıllar içinde değersiz olduğuma inandım, ya da kendime değer vermiyorum.”
“Demekki ben kendimi ya da diğerlerini eleştiren biri olabilirim. Nerelerde kendimi eleştiriyorum / yetersiz olduguma inandım” sorularıyla çalışmayı ilerletelim.
Son olarak tesbit ettiğimiz, özümüzle hiç ilgisi olmayan benliklerden ayrışalım. İnkar etmeden, kavgasız- gürültüsüz
Farkettiyseniz boşanmak istediğimiz eşimiz değil, onun aynasından okuduğumuz değersizlik benliğimizdir, aslında.
Burada kişiyi boşanma kararından vazgeçiriyoruz gibi bir algı oluşsun istemem, bizim amacımız; içsel rehberliğimizin önüne geçen, özümüzü sesleriyle bastıran benliklerden ayrışıp gerçekte ne olmak istiyorsa kişi ona rehberlik yapan deniz feneri olmaktır. Geminin kaptanı yine kişinin kendisidir.
Aynaları başka nasıl okuyabiliriz?
Çok sevdiğimiz, güvendiğimiz bir arkadaşımızın vefasında, o en sevgi dolu vefalı parçamız aynalanır.
Çocuklarımızın saldırgan tavırlarında, kendi öfkemizi görebiliriz.
Bir beldedeki orman yangınları da ateş elementindeki öfkenin, kızgınlığın aynalanması olabilir.
Mutfağımızda damlayan bir musluk, bütçemizdeki bir kaçağı gösterebilirken, diğer taraftan su elementiyle duygularımızın sızıntısını görebiliriz.
Arabamızın her parçası da yine bizi aynalar. Biten bir akü artık enerjimizin bittiğini, hayatımızda yeni bir kana ihtiyacımız oldugunu anlatabilir.
Mesaj almak isteyen insana, kainat aynası hiç durmaksızın şahane fırsatlar sunar.
Ve günün niyeti;
Şu ana kadar, ………konusuyla ilişkili bakış açılarımı serbest bırakıyorum.
Beni bana yansıtan aynalara kızarak, üzülerek harcadığım enerjimi her yerden ve herkesten geri çekiyorum.
Ve tekamül yolculuğumda yükselişime giden yolumu engelleyen her ne varsa bugünki farkındalığımla idrak edip, derslerimi tamamlamaya niyet ediyorum.
Sevgi ve ışıkla
Neslihan

Yine hikmet ve ders dolu bir yazı. Allah razı olsun Neslihan Hocam...