Vaktiyle, Anadolu’nun bir köyünde bir adam yaşarmış. Kimseyi kırmaz, kimseye yük olmazmış. Ne hikmetse, bedeninde bir türlü dinmeyen bir ağrı varmış.
Önce belinden tutmuş. Sonra midesi, en son geceleri kalbi sıkışır olmuş.
Köyde yaşlı, bilge bir kadın varmış. Adam bir gün onun kapısını çalmış.
“Ana,” demiş, bedenim bir türlü iyileşmiyor, hep hastayım?”
Bilge kadın yere bir tas su koymuş.
“Bak,” demiş. “Bu tas dolu. Üstüne bir damla daha koyarsan ne olur?”
“Taşar,” demiş adam.
Ana gülümsemiş. “İşte sen de böylesin. Her sustuğun söz bir damla. Her yuttuğun öfke bir damla. Her ‘olsun’ dediğin ama içinin razı olmadığı şey bir damla.”
Adam başını eğmiş. “Peki ne yapayım?” demiş.
Ana elini adamın göğsüne koymuş. “Bedenin sana düşman değil. Sen dinlersen, o da sakinleşir.”
Adam o gün eve başka yürümüş. Ağrısı hemen geçmemiş. Ama ilk kez korkmamış. Çünkü anlamış ki: Beden, sahibini üzmek için değil, uyandırmak için konuşurmuş.
“Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.” ~ Mevlânâ
Beden, Uyanışın Kapısı
Bedenimizi etten kemikten sanırız ama onun da bir ruhu vardır ve kendi lisanı ile bizle konuşur.
Ama maalesef biz onu, çoğunlukla sustuğunda duyarız.
Ağrı, yorgunluk, sık sık tekrarlayan rahatsızlıklar ya da kronikleşen hastalıklar…onun sustuğu yerlerdir, ve asla tesadüfi değildirler.
Beden, bir şekilde ruhun ve zihnin uzun süredir söylediği ama duyulmamış cümleleri bedensel bir dile çevirir.
Adına hastalıklar dediğimiz bu sesler genellikle iki yolda kendini gösterir;
Beklenmedik bir olayla yaşanan duyguları, eğer zihin yönetemezse; şok halindeyken bu duyguyu bedende dondurur.
Ya da beden, şok halinden normale dönerken hastalanır.
Bu nedenle her hastalığın bedene oluşma süreleri ve nedenleri de birbirinden farklıdır.
Süreçte;
Duygu doğar
Korku, öfke, suçluluk,utanç, değersizlik, yas, çaresizlik…
Duygu bastırılır
“Aman sorun çıkmasın, idare edeyim”
“Ayıp oldu, keşke yerin dibine girseydim”
“Güçlü olmalıyım”
Zihin bu duyguyla bir inanç üretir
“Kimse beni anlamıyor.”
“Kimseye güvenilmez”
“Yük olmak istemiyorum”
Beden bu yükü taşımaya başlar
Bağışıklık düşer. Sinir sistemini yorulur.
Hormon dengesi bozulur
Organlar sembolik olarak bu yükü üstlenir
Semptom ortaya çıkar
Ve beden der ki: “Artık gör beni. Taşıyamıyorum ”
Bazı Yaygın Sessiz Bedensel Mesajlar
Dostlarım burada amacımız tıbbi bir anlam yüklemek ya da teşhis koymak değil, sadece içsel bir farkındalığa- okumaya davettir.
Boğaz – Tiroid – Ses Problemleri
Söylenemeyen sözler
Yutulan öfke
“Hayır” diyememek
Aile ya da soylarda bir sırrı saklamak. Hakikati gizlemek, kendine karşı dürüst olamamak, üretememek olabilir.
Mide Problemleri
Hayatı “hazmedememek”
Sürekli endişe
Kontrol ihtiyacı
Güvende hissetmemek, kendiyle ya da diğerleriyle olan ilişki problemleri olabilir
Bel ve Sırt Ağrıları
Aşırı sorumluluk
Herkesi taşıma hali
Destek alamama
Atasal yükler, maddi problemler veya haddi aşarak yükü sahibinden çalmak olabilir.
Kalp ve Dolaşım Sorunları
Sevgiyle bağ kuramama
Kırgınlıklar
Uzun süreli affedememe
Kalp, tutulan duygularla ağırlaşır. Kan ailesel bağları temsil ettiği için, aileyi red- beğenmeme- o aileye ait olma istememe kan hastalıklarına yol açabilir.
Bağışıklık Sorunları
Sürekli tetikte olma
Hayata karşı savunmada yaşama
Güvensizlik
Hayat amacını gerçekleştiremeyen insanlarda içte bir savaş başlar. Beden ise “savaş halinden” çıkmak ister.
Cilt Sorunları
Taciz anıları
Sınırını koruyamama
Doğum sırasında anneden geçen duygular
Cilt, bedenin en dıştaki sınırı olduğu için aslında “ben kimim, beni nasıl görüyorlar?” sorusuna yanıt verir. Beden “neyi sakladığını” cilt aracılığıyla konuşturur.
“Hayatımızdaki tüm deneyimler gibi, hastalıklarımızı da kendi düşünce kalıplarımızla yaratırız. Bu nedenle, bir hastalığı kalıcı bir düşünce kalıbı yatar.”
Louise Hay ~ Tüm hastalıkların Zihinsel Nedenleri
İyileşme Nerede Başlar?
Atalar ne güzel söylemiş; “Dert, dermanın kapısıdır.” Ve kapı ancak bakıldığında açılır.
Gelin bizlerde bu kapıya bakıp, beden sesimizi duymaya kendimizi açalım, çünkü iyileşme gelen o mesajı almakla başlar.
Elimizi bedenimizde hasta olan bölgeye koyarak, kendimize soralım;
“Bedenim; bana ne anlatmaya çalışıyorsun, senin altında hangi duygu/ olay var ? Neyleri buraya gizledin? Ve benden ne istiyorsun? ”
Ve açığa çıkan duyguları sanki nehirde akan bir suya bırakmak gibi bedenimizden serbest bırakalım.
Bütüncül Şifaya Bir Hatırlatma
Son olarak çok önemsediğim bir noktaya değinmek istiyorum; Dostum, lütfen şifaya bütüncül bakalım.
Ruhun, bedenin ve zihnin birlikte yürüdüğünü ve her birinin farklı bir dile, farklı bir ihtiyaca sahip olduğunu hatırlayalım.
Beden vitaminle, mineralle, tıbbi destekle denge bulur. Hiçbir terapi bunu karşılayamaz. Fakat zihin, yıllardır taşıdığı inançları-örüntüleri fark edebilmek için terapiye ya da rehberliğe ihtiyaç duyar. Ruh ise maneviyatla beslenir; dua, tefekkür, niyet ve içsel temasla doygunluğa ulaşır.
Bilim insanlarının her geçen gün geliştirdiği çözümleri, teknolojileri ve ilaçları büyük bir minnet ve hayranlıkla izliyorum; iyi ki varlar.
İlaçlar semptomları hafifletebilir, hatta ortadan kaldırabilir; çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. Ya da terapiler muazzam idrak kapıları ….Ama hikâyeyi tek başına tamamlayamazlar.
Burada önemli olan eş zamanlı ruhun, bedenin ve zihnin neyi anlatmak istediğini birlikte duymaktır. Çünkü mesaj duyulmazsa, beden başka bir yerden yeniden konuşur.
Kısaca şifa; bedeni düzeltmekten öte, bedenle savaşmayı bıraktığımızda ve kendimizle barışmayı seçtiğimizde başlar… ve hayatın tüm alanlarına yayılarak devam eder.
Günün Niyeti
Bugün bedenimi dinlemeye niyet ediyorum.
Susturduğum duygulara kolaylıkla alan açıyorum.
Bedenimi rehber olarak görmeyi seçiyorum.
Duyulmak isteyen mesajları sevgiyle dinliyorum.
Ruhumu, bedenimi ve zihnimi en yüce şekilde beslemeye niyet ediyorum
Şifanın, hakikatimi kabul etmekle başladığını hatırlıyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

