Çok eski zamanlarda gariban bir köylünün eşşeği kör bir kuyuya düşer. Sahibi her yerde eşşeğini ararken, acı içinde kıvranan eşşek de sesini birilerine duyurmaya çalışıyordur. Gel zaman git zaman eşşeğin sesini duyan köylüler onu düştüğü yerden çıkarmak icin seferber olurlar, ama nafile bir türlü sonuç alamazlar, kurtarmanın imkansız olduğuna karar verince de çareyi kuyuyu kapatmakta bulurlar.
Herkes küreklerine sarılır ve kuyuya toprak atmaya başlarlar. Zavallı hayvan üzerine gelen toprakla neye uğradığını şaşırır, fakat her seferinde gelen toprakları silkeleyerek toprakları ayaklarının altına alır. Bir süre sonra köylülerin şaşkın bakışları arasında eşşek, yukarıya kadar çıkar.
Kör Kuyular
Hikayeyi yazarken çok sevdiğim Münir Nurettin Selçuk şarkısı aklıma geliyor. “ beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın ” , öylesine içine alıyor ki beni melodi yazıya devam edemiyorum. En güzeli ara verip şarkının ilhamına kapılmak olucak diyerek, efsane sesle kendimden geçiyorum…
“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
Aah, öylesine yıktın ki bütün inançlarımı
Beni sensiz bıraktın”
Ümit Yaşar Oğuzcan
Dostum, senin kör kuyularda merdivensiz kaldığın oldu mu?
Benim oldu…
Yaşadığım bir olayla kendimi çaresizliğin dibinde, kör kuyularda karanlıkta, yapayalnız hissettim. Beni ordan çıkarmaya kimsenin gücünün yetemeyeceğini düşündüm.
O sırada üzerime atılan ölüm toprağının öldürücü etkisi çok yüksekti, korktum.
Korkuyla gelen endişe bütün dengelerimi bozdu. Toprağının yok edici etkisine odaklandıkça da, aynı toprağın aslında beni yüzeye çıkarabilecek bir yol olduğunu gözden kaçıdım. Ve günün sonunda umudumu kısa sürede olsa kaybettim. Sürüklendim.
Ve umut…
İçinde seni senden daha iyi bilene yakınlık. Acının içindeki sükunet. Karanlıkların içinden geçmek. Sabır…
Tünelin ucundaki aydınlık…
Sevgili dostum, olaylar sırasında;
Ya
Gücümüzü unutur,
Acıyla yakınır, sızlanır, şikayet ederiz.
Kurbanlar olur, Zalimlere kızarız.
Ve bu bizi, karanlık batağın içine daha çok çeker.
Ya da
Acının içinden geçer,
Üzerimizdeki tozu toprağı silker,
Yaşadığımız olayı idrak etmeye çalışırız.
Her şeye rağmen aydınlığa adım atarız.
Bir çoğumuz kemalat yolculuğumuzda bu basamakları deneyimledik, deneyimlemeye devam ediyoruz, kim bilir…
Bakış Açısı
Yapabileceklerimizin farkına varmadığımız, daha doğrusu potansiyelimizi unuttuğumuz noktadan, üzerimizdeki toprağı silkmek arasındaki geçişi yapabilmenin en güzel yolu bana göre bakış açımızı değiştirmekte gizli.
Çok sevdiğim bir söz var; “ kaderimizi değiştiremeyiz ama ona bakış açımızı değiştirebiliriz”
Yani Kaderde olanı karşılama şeklimiz bize ait sevgili dostum.
Bunu yaşayan biri olarak en derinimden söylemek isterim sana. Kendi hikayemde kader değişsin istedim. Yaşadıklarım öyle ağır geldi ki kaderi tenkit etmekten, seçimlerime kızmaktan harap olmuştum. Enerjimi kızgınlıklara harcamakla birlikte hayatımı mahvetme gücünü de karşı tarafa vermiştim. Bu gizli öfke, hakikatle benim aramda kocaman bir duvar olmuştu.
Duvara çarpa çarpa kanatlarım kırıldı. Kanatlarımı uçmak için kullanabileceğim akılımın ucuna bile gelmedi.
Çoğumuz olaylar değişirse, etrafımızdaki alan değişirse iyi olacağımızı düşünürüz. Elbeteki çevremizin değişmesi harika olurdu, ama asıl mesele çevremize bakan gözlerin bilincinin değişmesinde.
Bilinç değişikliği yoksa, problemli kişilerden ayrılsak, ortam değiştirsek de başka insanlarla, benzer konuları yaşayabiliriz.
Diğer taraftan olaylar, insanlar aynı kalsa da biz değiştiğimizde olaylara yüklediğimiz anlamlar değiştiği için daha mutlu olacağımız çözüm yolları görünür olur.
Bilinç değişikliği, Aydınlığa Geçiş
Dostum, bu kısımda yolumu aydınlatan kadim bilgileri seninle paylaşmak isterim. Kalpten kalbe yol olsun, ve ikimize de şifa olsun.
1-Ters giden bir şeyler varsa, sisteme aykırı hareketler vardır.
Yaradan, harika bir sistemle bu dünya misafirhanesinde bizi ağarlarken, yeryüzü evinde düzeni sağlayan fiziksel ve spiritüel yasalar inşa etmiştir.
Eğer sistemde yasalara ihlaller varsa, işaretlerin-uyarıların hayatımıza gelmesi kaçınılmazdır. Dostum, bu yasaları görmezden gelemeyiz.
Unutmayalım; Başı boş degiliz. Geriye dönüp, ihlal ettigimiz alanlar var mı? bakabiliriz.
2-İlahi sistemdeki yasaları öğrenmek- idrak etmek ve onları yaşamımıza geçirmek
Yüzmeyi öğrenmek isteyen birini hayal edelim, ilk adımda belki suyu tanıyacak, suyun da onu yüzeyde tutup kaldırabildiğine inanması ve güvenmesi için bilgi toplayacaktır.
Sonraki adımda bilginin ötesine geçip, suya girdiğinde belki bocalayıp, su yutacaktır. Bu sırada önceki bilgilerle gelen güven kaybolup, yerini güvensizlik, ümitsizlik alabilir.
Dostum hepimizin bildiği üzere su, insana muhalefet etmez.
Yüzme bilmeyen insan, suyun kaldırma kuvvetini henüz yeterli seviyede deneyimlememiştir.
Unutmayalım; Hayat tıpkı suya girmek gibi kimi zaman bizi afallatabilir. Tıpkı sörfçüler gibi dalgalarla uyumu yakalayana kadar pes etmeden devam etmeli insan.
3- Dersleri okumak
Yeryüzü misafirhanesi aynı zamanda şahane bir okul olarak tasarlanmıştır ve sistem, öğrencileri olan bizleri sürekli olarak eğitir. Geçemediğimiz imtihanlar varsa tekrar tekrar sınava alır. Bizden asla vazgeçmez, tıpkı sabırlı bir öğretmen gibi.
Unutmayalım; Hayatımızda tekrar eden döngülere, konulara durup bakabilmek ve geçemediğimiz dersi görüp, çalışmak bizi bu okuldan mezun edecektir.
4- Enerji alış verişi
İnsan ana rahmine düştüğü andan itibaren tattığı ilk duygu belki de ondan daha büyük bir güce bağlılıktır. Anne ve bebeği arasındaki o muazzam bağ.
Küçücük halimiz, doğana kadar ana rahminde hiç bir çaba göstermeden, en güzel şekilde güvenle büyür. Her şeyi kolaylıkla, ve içsel olarak gerçekleştir.
Aynı şekilde yaradının hayatı vesile kıldığı annemiz de her şeyi karşılıksız, en doğal haliyle yapar.
Çünkü insan özünde kendini yoktan yaratan, maddi manevi rızıkları sonsuz bir kaynaktan karşılıksız veren Hayy olan, Kerem ve Rezzak olanı içsel rehberliği ile bilir, O’na güvenir ve O’ndan aldığı yaşam enerjisi ile yolculuğuna devam eder.
Unutmayalım; Her şeyi gören, bilen muazzam bir enerjiye bağlıyız, yalnız değiliz, güvende korunaklı kutsal bir alandayız. Şimdi tıpkı o bebek gibi en doğal halimizle, teslimiyetle yeniden kendimizi o enerjilere açabilir, ve yaradanın ikramlarına kendimizi bırakabiliriz.
5- Hayat amacımız yolunda ayağımıza değen taşlar
Yıllar önce Nazi Almanya’sında kamplardan sağ çıkan insanların çoğunun hayata tutunmak için güçlü sebeplerinin olduğunu “ insanın anlam arayışı” kitabında okuduğumda, bu kadar içselleştirmemiş, anlayamamıştım.
Ama bugün olduğum yerden bakınca ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyorum.
Hayat amacını hatırlayan ruhlar bir güçlükle karşılaştıklarında onu aşan, kendi ışığını yaymak için korkularına ragmen yol bulan cesur ruhlardır.
Dostum hatırla; “Karanlıkta parlamayı öğrenmiş birini karartamazsınız.”
6- Geçmişten alacaklı olmak
Travmatik deneyimler yaşayan insanlar genellikle olaylar içindeki olumsuzu görmeye yatkındır. Ve çoğu zaman geçmişteki o anlarda, ruhlarının bir parçası sıkışıp kalmıştır. Zaman ilerler, ama içlerindeki bir parça orda kalır.
Takılı kaldığınız yerleri bulup geçmişteki o anlara kuş bakışı bakmak, oradaki hüzünleri endişeleri -öğrendiğiniz ya da öğreneceğiniz tekniklerle -serbest bırakmak, yaşanan olayın hediyelerini de almayı kolaylaştıracaktır.
Hatırla; “ Her zorlukla birlikte kolaylık vardır”
7- Gün bugündür, ve hiç bir şey için geç kalmadık.
Sevgili dostum, hepimizin geçmişe bakıp hayıflandığı yerler illa ki vardır. Gelecekteki “ benlerin” de pişmanlık yaşamamasını istiyorsak elimizdeki “Şu Anı” dönüşümüz için kullanabiliriz. Nasıl mı?
İlk olarak tüm geçmiş deneyimleri yaşayan halimizle ilgili olumsuz yargıları bırakıp, onu şefkatle sarıp sarmalayarak…
Çünkü onu yeterince dövdük, ve cezalandırdık. Sence de öyle değil mi?
İkincisi bizi büyütüp, bugüne getirdiği için teşekkürle, ona hakettiği onurlandırmayı yaparak…
Hatırla lütfen; İnsanın en önemli hazinesi kendi ışığıdır. Ve dostum umuyorum ki bu dünya sahnesinden kendi şarkımızı söylemeden inmeyiz, hayattaysak asla geç değil.
Günün niyeti;
Geçmişte takılı kaldığım her ne varsa, bıraktığım enerjimi tüm zamanlardan sonsuzluktan, bütün zaman dilimlerinden geri çekilmesine niyet ediyorum.
Üzerimde, benim ben olmamı engelleyen, bana hizmet etmeyen hangi enerjiler varsa onların da serbest bırakılması talep ediyorum.
Ey Yüce Yaradan, bunların benim ve bütünün hayrına olacak en yüce şekilde nazikçe olmasını diliyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok içten ve çok güzel bir yazı.