Sevgili dostum, Nesli Şifaya, şifamıza hoş geldin…
Yine bizim evin hallerinden bir kesitle gelen ilhamı paylaşmak istiyorum seninle…
Küçük kızım Reyhan’la anne-kız gününden dönüyoruz, keyfimiz yerinde… Evin önüne geldik. Aman Allah’ım… Sürpriz!
Eşim garaj temizliğine başlamış. Temizlemiş de… Verilecekler, atılacaklar, hâlâ dışarıda…
İlk düşündüğüm şey, kaçmak oldu….”Acaba biraz daha dolaşıp, sonra mı gelsek?”
Ama kaçmadık.
“Birlikten kuvvet doğar.” dedik; ailecek kolları sıvadık ve işi bitirdik.
Aslında o garaj sürekli elden geçirilir desem abartı olmaz ama o gün canım kocamın temizlik perileri neden gelmişti ki…
Tabii bir kaç tahminim vardı…. Çünkü;
Ne zaman yeni bir fikir üzerinde çalışsa…
Yeni bir projeye başlasa…
Ya da hayatında bir konuda sıkışsa…Kendini garajı toplarken bulur. Sanki yeni bir şey üretebilmek için önce orada yer açması gerekiyormuş gibi…
Onu izlerken, metaforlar kraliçesi olarak zihnim yine iş başındaydı….
“Galiba bilinçaltımız da bir garaj gibi…”
Derken buldum kendimi ve o anlarda yazımın iskeleti doğmuş oldu…
Bilinçaltının Garajı
Nasıl ki depolarımızda;
“Bir gün lazım olur.” diye sakladığımız kutular, unuttuğumuz eşyalar, artık işimize yaramadığı hâlde atmaya kıyamadıklarımız varsa…
Zihnimizin de görünmeyen bir deposu var. Hem de ana rahmine düştüğümüz ilk andan itibaren oluşmaya başlayan…
Yaşadığımız her olay…Duyduğumuz her söz… Hissettiğimiz her duygu…Kendimiz, insanlar ve hayat hakkında oluşturduğumuz her inanç…
Farkında olarak- olmayarak, isteyerek- istemeyerek bu garajın raflarına yerleşiyor.
Bazen de hiç davet etmediğimiz misafirler giriyor içeri…
Tıpkı garajın küçük bir deliğinden giren fareler gibi… Bir korku…Bir utanç…Bir aşağılanma…
Çocukken duyduğumuz küçücük bir söz bile, yıllarca hayatımızı içten içe kemiren görünmez bir “fareye” dönüşebiliyor.
Biz unuttuğumuzu sanıyoruz. Ama onlar bizi unutmuyor; İlişkilerimizi…Kendimize verdiğimiz değeri… Parayla kurduğumuz bağı…Hayatı yorumlama biçimimizi…
Hiç fark ettirmeden şekillendiriyor.
Psikoloji’de buna temel inançlar, şemalar ve bilinçaltı kayıtları denir.
Çocukken geliştirdiğimiz birçok inanç, o günün şartlarında bizi korumuş olabilir.
Ama çocukken kullandığımız bir bisiklet nasıl yetişkin hâlimiz için uygun değilse, bazı inançlar da büyüyen ruhumuza küçük gelmeye başlar. Ve ihtiyaçlarımızı karşılayamaz.
Belki bir zamanlar, “Yeterince iyi değilim.”demek bize tanıdık geliyordu.
Fakat yetişkin benliğimiz hâlâ bu inançlarla yaşarsa, ya sürekli kendini ispat etmeye çalışır ya da hata yapmamak için hiç yola çıkamaz.
Şifanın ilk adımı, bunların hakikat değil; yıllardır garajda duran, artık işlevini kaybetmiş eski kutular olduğunu fark etmektir.
Ama sadece fark etmek yetmez.
Eski kutuların çıkması kadar, yerlerine hakikatin yerleşmesi gerekir.
“Ben değersizim.” yerine; “Allah beni eşsiz ve değerli yarattı.” diyebilmektir.
Fıtrat: Garajın İlk Hâli
Hatırlıyorum…Garaj ilk yapıldığında tertemizdi. İnsan da tertemiz bir fıtrat üzerine yaratıldı.
Korkular… Kırgınlıklar…
Zamanla bu temizliğin üzerini örttü.
Tasavvufta amaç yeni bir hakikat edinmek değildir…Hakikatin üzerindeki perdeleri kaldırmaktır.
Asıl soru şudur: Üzerini örten ne?
Orada Sadece Yükler Değil, Hazineler de Var
O gün garajı toplarken sadece atılacak şeyler çıkmadı.
Aradığımız bir alet… Kayboldu sandığımız eski bir şeyler…
Bilinçaltı da böyledir.
Orada sadece korkular ve yaralar saklı değildir: Unuttuğun cesaretin… Merakın…Yeteneklerin… Özünde Allah’ın sana verdiği nice güzel kabiliyetler de oradadır.
Şifa bazen bir yükü bırakmak, özünü yeniden hatırlamaktır. Çünkü insan bazen yıllardır dışarıda aradığı şeyi, kendi özünde bulur.
Ne güzel söylemiş Hacı Bektaş-ı Veli:
“Ne ararsan kendinde ara; Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değil."
Garajı Temizleten Bazen Bir İmtihandır
Peki insan garajını ne zaman temizlemeye karar verir?
Çoğu zaman durup dururken değil…
Bir sıkışıklık olduğunda… Bir kayıp yaşadığında… Bir hastalıkta… Bir ayrılıkta…
Ya da hayat artık eskisi gibi yürümediğinde…
Belki de tüm bunlar ruhumuzun bahar temizliğine davettir.
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır…” (Bakara, 216)
Her Kutu Bize Ait Değil
Bir başka hakikat daha var. Depodaki her kutu bize ait değildir.
Bazılarını ailemiz bırakmıştır. Bazılarını öğretmenlerimiz… Toplum… Geçmiş ilişkiler…
Hatta bazen başkalarının korkularını kendi hikâyemiz sanırız: “Ben sana güveniyorum ama devir kötü..Kimseye güvenme…” “Para insanı bozar.”
Şifa, her kutunun üzerine eğilip şu soruyu sorabilmektir:
“Bu gerçekten bana mı ait?” Yoksa yıllardır taşıdığım bir emanet mi?
Değişim önce içeride başlar. İnsan, iç dünyasına dürüstçe bakmadıkça dış dünyasını değiştiremez.
“Şüphesiz Allah, bir kavim kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11)
Fakat…Burda bir tuzak konusunda dikkatli olalım istiyorum; içeriyi değiştirmek kendimizi suçlamak değildir.
Kendimizi tanımak…Bize ait olmayanı ayıklamaktır… Ve Allah’ın bizim hakkımızdaki hakikatini yeniden hatırlamaktır.
Garaj Tekrar Dolacak…
Sevgili dostum… Garaj tekrar dolacak.
Hayat devam ettikçe yeni yeni kutular gelecek. Aslında mesele garajın dolmaması değil. İçeri neyi alacağına artık bilinçle karar verebilmek…
Kapıdaki delikleri fark etmek… Ve içeri sızan “farelere” karşı uyanık olabilmek…
Çünkü değişim- dönüşüm, bir defalık büyük bir temizlik değil; ömür boyu süren bilinçli hareketlerdir..
Lütfen gözünde büyümesin…Belki depolama alanını bugün farkettin…
Belki biliyorsun ama kapısını hiç açmadın…
O nedenle bugün seni, bütün garajını boşaltmaya davet etmiyorum…
Belki sadece kapısını aralayabilirsin... Gerisine el birliği ile bakarız…
Hepimizin şifası süreci her nerde isek kolaylıkla olsun…Bu yolda destek olabilecek güzel yol arkadaşlarıyla olsun…
Ben de siz dostlarıma kolaylaştırıcı oldu isem ne mutlu bana…
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

