Baharın gelişi…
Toprağın ev sahipliğinde doğanın uyanışı, yeniden can bulmak, ve diriliş…
Baharın hissettirdiklerinin yanında, içimizdeki dalgalanış, sükunetiyle birlikte gelen acılar.
Son zamanlarda çok karışığız, yer- gök, içimiz-dışımız eş zamanlı harekette.
Süreci anlamaya idrak etmeye çalışıyorum. Düşünceler zihnimin duvarlarına çarpıyor, kalbimi bastırıyor, iç seslerim.
Sakinleş, yaşam ritmini yavaşlat, huzuru hisset, şahitlikte kal Neslihan!
Yine yolculuğumdan ilhamla, ve yine bir efsanenin fısıltısından yola çıkarak, birkaç satırı paylaşmak isterim, seninle.
Yazılarımla ruhuna dokunmama izin veren, sevgili dostum! Gönül evime hoşgeldin…
Ruhlarımızın sözleştiği şu dakikada senin enerjinin bana, benim enerjimin de sana ilham olmasına niyet ediyorum.
Narkisos….
Yunan mitolojisinde ırmak tanrısı ile, arındırıcı suların perisinin oğlu,
Sudaki aksinde kendini görüp aşık olan, kibrin temsilcisi,
Psikolojide narsist tanımına ilham olan kişi.

Michelangelo Caravaggio, suya bakan Narsis resmi
Farklı kaynaklarda farklı şekillerde geçer, Narkisos’un hikayesi. Rivayet odur ki; güzeller güzeli bir peri kızı, Narkissos’u görüp, ona aşık olur. Fakat bu aşkın erkek kahramanımızda karşılığı yoktur.
Peri kızı, yanıp tutuştuğu sevdasına kavuşamayınca, günden güne eriyip gider. Sonunda bu acıya dayanamaz ve ölür.
Olimpos dağlarının tanrıları bu duruma çok kızarlar ve Narkisos’u cezalandırmak isterler.
O’ da ettiğini bulmalıdır.
Ve birgün ırmaktan su içerken sudaki yansımasından kendini gören Narkisos kendine hayran olur. Bu hayranlık öylesine büyür ki aşka dönüşür. O’ da aynen peri kızı gibi karşılıksız bu aşkla hissizleşir. Donup kaldığı yerde suya düşer, ve boğularak ölür. İngilizcedeki “fall in love” aşka düşmek teriminin de buradan geldiği düşünülmektedir.
Narkissos’un nehirdeki cansız bedeni bugün nergis çiçeği diye bilinen, daha önceleri hiç görülmemiş, merkezi güneş gibi sapsarı bir çiçeğe dönüşür.
Diğer bir rivayete göre ise; bir kahin Narkissos doğduğunda, “yüzünü görmediği sürece, O’nun uzun bir ömürü olacağı“ kehanetinde bulunur.
Yine ilk rivayetteki gibi kendini görmesiyle birlikte gelişen hadiseler ve Nergisin doğuşu…
Bu efsaneyle ilk karşılaşmam sanıyorum, lise yıllarımdaydı ve hikayedeki kahramana içten içe kızdığımı, hatta onu yargıladığımı hatırlıyorum.
İnsan kibrinin, onu ve çevresindekileri nasıl etkilediği ilgili düşüncelerim ve ardından gelen tevazu, alçak gönüllü olmayla ilgili seçimlerim…
Bir hikaye.
Tek bir bakış açısı.
Ve sahnedeki ışık nereyi aydınlatıyorsa orayı görebildiğim bir alan…
Ya karanlıkta kalanlar,
Ya madalyonun öteki yüzü…
Düşüncelerimi takip etmeye devam ediyorum.
Bir filmi izlerken gözlemliyorum, kendimi. Yönetmenin kamerası beni nereye götürüyorsa onu görüp, senarist nasıl yazdıysa o duyguya giriyorum. Beni yönlendiren algıyla bankayı soyan hırsıza, yakalanmasın diye heyecanla dua ediyorum.
Kendimi gözlemlemeye, Narkissos’un hikayesinden devam ediyorum. Filimden Narkissosa geçmem şaşırtıyor beni. Acaba O’na da tek taraflı bakıyor olabilir miydim!
Daha önceki yargılardan, öğretilenlerden sıyrılıp, bu hikayeyi başka bir perspektiften bakmayı seçiyorum.
Şu ana kadar görmediğim neleri keşfedebilirim?
Kendini görmek ve ona aşık olmak…
Şimdi etrafımı seyre dalıyorum,
Sevgiyi, ilgiyi, aşkı ya da çözümleri hep dışarıda beklediğimiz bir alanı görüyorum. Kendimiz neredeyiz!
Bizi kırma gücünü verdiğimiz insanların, bizi sevmesini ya da bize yardım etmesini beklediğimiz durumları izliyorum.
İçimizdeki gücü yok saydığımız, hatta böyle bir gücün varlığının bize unutturulduğu yanılgılar dünyasında geziyorum
Kendimize vermekte cimri olduğumuz o enerjiyi, çevremize nasıl cömertçe dağıttığımızı hatta kimi zaman değmeyecek durumlar ve insanlar için nasıl da çar- çur ettiğimizi görüyorum.
Kendimizi sevmeden, başkalarını sevmeye çalışmalarımızı, kendimizi tanımadan başkalarını tanıma-anlama konusundaki karmaşıklığı, akabinde gelen suçlamaları, kızgınlıkları, cezalandırmaları fark ediyorum.
Her ne istiyorsan, kendinde ara!
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Dağın içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan;
Onu senden dışarıda değil, kendi nefsinde ara..!
MEVLANA
Kendini sevmekle, kendini yok saymak arasındaki ifrat ve tefriti idrak ediyorum.
Kendini bilmekle açılan kapıyı hatırlatan, Yunus’un dizeleri aklıma geliyor;
İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır
Okumaktan murat ne , Kişi Hak'kı bilmektir
Narkissos’ u Ezoterizmdeki sembollerle, başka bir senaristin kaleminden okumaya başlıyorum.
“ OKU! Kainatı oku! onun küçültülmüş numunesini, insanı oku! “
Kendini göremeyen Narkissos için,
Su sembolü, kendini bildiren bir ilim,
Suyla gelen ölüm, ilimle açılan kapıdan geçmek,
Dünyaya gözlerini kapatması, dünyalık isteklerin önemsiz hale gelmesi olabilir miydi!
Nehirdeki ölü bedeninin nergise dönüşmesi, özündeki hazineyi ve onun ruhsal yükselişini temsil ediyor olabilir miydi!
Ve çiçeğin kalbinin güneşe benzetilmesi, kendi olduğu üstad bilince, başkalarında aradığı bilgeliği, çözümleri, sevgiyi kendi öz kaynağında bulmak olabilir miydi!
“kendini görmedikçe dünyada kalması” dünyayla sembolize edilen maddedeki tutsaklığın, özgürlüğe dönmesinin formülü olabilir miydi!
Kendine aşık olmak, mecazi aşktan geçip ilahi aşkı tatmak , O’nda kaybolmak olabilir miydi!
Kendini görmek, ve gördüğüne aşık olmak, Allah’ın sende yarattığı sanatları görmek, kendinden bilmeden, yaradanın nimetlerini onurlandırmak olabilir miydi!
Bir hikaye. İki bakış açısı. Madalyonun iki yüzü...
İçimizdeki Narkisos’a ve onun iki yüzüne; Narsist’e ve Nergis’e Merhaba…
Günün niyeti
Hayatımda kibre düşüp,
kendimden bilme yanılgısına düştüğüm her ne varsa, serbest bırakmaya,
Kendimin farkında olmaya,
Kendimi bildikçe özüme dönmeye,
Özüme döndükçe, yaradanın koşulsuz sevgisini bulmaya,
Beni bedenime esir eden duygulardan dünyada iken kolaylıkla özgürleşmeye,
Ve insan-ı kamil olma yolculuğumda ilahi aşkla büyümeye ve dengede olmay niyet ediyorum.
Sevgi ve ışıkla
Neslihan
Not; Kullanılan resimde ve sözlerde, herhangi bir telif ihlali amaçlanmamıştır.

