Harun Reşit Veziri ile birlikte tebdili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:
- Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?
- Hurma fidanları dikiyorum.
- Peki, bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?
- Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.
- Peki, onların meyvelerini görebilecek misin?
- Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.
Bu cevap Harun Reşid’in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamdeder ve:
- Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.
Bu söz üzerine Harun Reşid bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah’a hamdeder ve:
- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsül verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı. Şükürler olsun.
Karşılık beklemeden kendini iyiliğe, faydalı olmaya açmış tüm güzel ruhlara selam olsun. Allah rahmetiyle kuşatsın.
Ağaç, yeni dikilmişken meyve vermesini sağlayan şükür, bize de meyvelerini sunabilir mi?
Şükür
Tanrı’ya duyulan minneti, şükranı dile getirme.
Mutlu bir olaydan, yapılan bir iyilikten dolayı duyulan hoşnutluğu bildirme.
Tanımları yazarken bir taraftan da mutlu olmadığımızda ya da kötülük içinde kaldığımız anlardaki şükran hissini düşünüyorum.
Her koşulda şükran hissi yaşanabilir miydi?
Şükran durumlara ve koşullara göre değişen bir his miydi?
Her an şükranda kalmak mümkün olabilir miydi?
Şikayet Uykusundan Şükre Uyanmak
-Hoşgeldin, sana nasıl yardımcı olabilirim?
-Çok mutsuzum.
-Neden mutsuzsun? Özel bir sebebi var mı?
-Hayatımda hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor.
-Neden böyle?
-Bilmem, fazlalığım bu dünyada. Çirkinim, kiloluyum, başarısızım, zaten kimse beni sevmiyor.
-Sence bu gerçekten doğru mu?
-Evet doğru! çünkü yetersizim, dünyada olmama gerek yok, işe yaramazım. Annem ve babam da böyle düşünüyor.
-Sence annen ve baban başarılılar mı?
-Evet ikisi de. Çok başarılı kariyerleri var. Ben hiç onlar gibi değilim. Onları başarısızlıklarımla mutsuz ediyorum.
Bu diyalog, geçen sene tanıştığım 13-14 yaşlarındaki bir kız çocuğu ile seansımızdan küçük bir alıntı. O, kendi hikayesiyle ilham olmaya niyet eden bir ruh. Yazımdaki sembolik adı Ayşe olsun.
Çalıştığım tüm güzel ruhlar gibi, O da bana hediyeleriyle geldi, çok şükür. Onun yolculuğunda düğümlerini ararken , yine en çok ben iyileştim diyebilirim. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Teşekkürler yüce yaradan, biraz daha lütfen…
Bizler gerçek mutluluğu nasıl yakalayabiliriz?
Olaylara nasıl bakabiliriz ki mutlu olalım?
O en güzel, en masum, en neşeli hallerimizi tekrar nasıl yakalayabiliriz?
Cevaplarımız muhakkak gözümüzün önündedir, uzaklarda değil. Bu nedenle olaylara başka açılardan bakmaya, kalp gözümle idrakimin artmasına niyet ediyorum. Çünkü kendimle birlikte Ayşe’nin yaralarına da iyi gelecek merhemler arıyorum.
İçimde bir ses, “başlangıca, hamilelik ve doğum’a bak Neslihan” diyor.
Hamilelik ve Doğum;
İlk işim Ayşe’nin numerolojisini hesaplamak oluyor. Onun doğum potansiyellerini incelerken, anne karnı dönemindeki aktarımları fark ediyorum. Hikayeyi, anne ve babasıyla konuşarak öğrenmeye çalışıyorum.
Ayşe doğmadan önce annesi ve babası evliliklerinde bir kriz yaşamış, annesi ayrılmak, babası da evliliklerini kurtarmak istemiş. Annesi hamile kalınca da evliliklerine devam etmişler. Bir süre sonra ilişkileri düzelmiş hatta çok mutlu günlerde yaşamışlar ama Ayşe’nin bilinçaltında o günlerden kalan “kavgalar, ilişkiyi kurtarmak, mutsuzluk, zorundalıklar… “gibi duygular çoktan yerini almış.
Ayşe’yle ve annesiyle yaptığım çalışmalarda annesinin, doğum sırasında da bazı travmaları olduğunu öğreniyorum.
Annenin doktor tarafından azarlandığını, doğum sırasında çok korktuğunu, değersiz hissettiğini “ sen olmasaydın bunları yaşamazdım” sözleriyle bebeğini suçladığını, pişmanlıklarını dinliyorum.
Evet haklısınız. Bunların hepsi yine küçük Ayşe’nin bilinçaltında..
Annenin farkında olmadan Ayşe’ye yüklediği duygulardan, onu özgürleştirebilmesi için;
Ayşe’nin yaşı kadar gün, belki daha fazla
Ayşe’nin fotoğrafına bakarak ya da onu hayal ederek, ya da o gece uyurken onunla konuşmasını,
Ona, aklına gelen hamilelikteki ve doğumdaki duygularını anlatmasını,
“ Yavrum bu duyguların hepsi bana ait, sana ait değil. Annen bir yetişkin ve bunları kendi halledebilir, senin üzerine almana ya da benim duygularımı kopyalamana gerek yok” benzeri bir konuşmalar yapmasını rica ediyorum.
Dostum, şansınız varsa siz de kendi hikayenizi öğrenip buradaki teknikleri kullanarak elinizden geldiğince yaralarınızı iyileştirebilirsiniz. Unutmayın +1, sıfırdan her zaman iyidir.
Gerekiyorsa profesyonel bir destek de alabilirsiniz.
Büyüme;
Büyürken, etrafımızda bizden yaşça daha büyük insanları hayranlıkla izler, gözümüzde onları sanki birer tanrı gibi yüceleştiririz. Özellikle; anne-baba, abla-ağabey ve öğretmenleri…
Onlar çok yetenekli, başarılı her şeyi yapabilen özgür insanlarken, biz ise pek çok şeyi onlarsız yapamayan, beceriksiz işe yaramayan parçalar gibiyizdir.
Bebek halimiz altına çiş yapar, yemeğini döker, yürüyemez. Yetişkinlerse bunun tam tersi; çok güçlü, yetenekli, ve yeterlidir.
Bizim uyumak zorunda olduğumuz saatler varken, onlar özgürce televizyonda istediklerini izlemeye devam ederler.
Bizler okula gitmek zorundayken, anne-babalar gitmezler. Onlar çok şanslıdır.
Okula gelince bizim bilemediğimiz bütün soruların çözümleri öğretmenimizdedir. Kimilerimizin ilk aşklarıdır, öğretmenlerimiz.
Liste uzayıp gider…
Eğer bu tarz durumlarda kendi eşsizliğimizi unutuyorsak, kozadaki tırtıl misali dönüşeceğimiz kelebekten haberdar değilsek işte o zaman, başkalarının değerli bizimse değersiz, yetersiz olduğumuz yanılgısına kapılabiliriz.
Ayşe’nin de büyürken yaşadığı da böylesi bir algıydı. Onu seven, koruyan bir anne - baba ve ablasını vardı. Fakat Ayşe’ye bu sevgi geçmemişti. Kıyaslama ile gelen yetersizlikler ve mutsuzlukların pençesine düşmüştü.
Dilerseniz, çocukken hayranlık duyduğunuz insanları ve sizi etkileyen özelliklerini çocuk gözüyle yazabilirsiniz. Ve bununla birlikte sizin onların karşısında nasıl hissettiğinize bakabilirsiniz.
Ve unutmayın! Şimdi siz de yetişkinsiniz. Hatta o insanlardan daha iyisiniz.
İnançlar Geliştirme;
Yaşamımızı devam ettirmek için ihtiyaç duyduğumuz güvenilir bilgilere, inançlar/programlar denir. Doğmadan önce, genetik - epigenetik aktarımlarla ve doğduktan sonra öğrendiklerimizle onları sahipleniriz.
Kalbimizin çalışmasını öğrenmeyiz, o zaten nasıl çalışması gerektiğini bilerek yaratılır. Bizim irademiz yoktur.
Fakat yürümek, konuşmak, okumak sonradan öğrendiklerimizdendir. Bilgi ve çaba gerektirir.
0-5 yaş arasında yaşadıklarımız ise bize doğuştan gelmiş gibi ete kemiğe bürünür ve değiştiremeyecekmiş yanılgısına kapılmamızı sağlar. “Böyle geldi böyle gider” çaresizliği burdan geliyor olabilir.
İnançlarımızı tesbit etmek ve oluştukları yerleri dönüştürmek,
Bugün kendi eşsizliğimizi hatırlamak,
İçimizdeki o masum/ değerli/ huzurlu çocuğa ulaştıracaktır.
Ve bu kimi zaman kolay olmayabilir, ama kazanacaklarınızı düşünerek iyileşmeyi seçebilirsiniz.
Şükürle iyileşme
Ayşe’nin seansları sırasında kullandığım yöntemlerden biri de şükran hissiydi. Çünkü beyin üzerinde yapılan çalışmalarda şükran duygusu gelişmiş kişilerde;
Üzüntü, öfke, tedirginlik gibi duyguları kontrol altına almaya yardımcı olabildiği,
Çözüm üretme sisteminin daha kolay devreye girdiği,
Empati, karar verme yeteneklerlenin yüksek olduğu,
Daha dinlendirici uyku uyudukları,
Dopaminin (motivasyon molekülü) ve serotonin (mutluluk kimyasalı) daha fazla salgılandığı,
Hissedilen ağrıların azaldığı,
Bedeninde iltihaplanmaların azaldığı ve kan basıncının dengelenmesinin kolaylaştırdığı gözlemlenmişti.
Başlangıçta, acı veren durumlara karşı şükran hissi Ayşe için kolay olmadı ama ilerleyen zamanlarda;
Anlık hisleri genelleme yapmaktan özgürleşti.
“Ben yetersizim!” yerine, “şu an bu konuda yeterince deneyimim yok ama ustalaşabilirim.”
Yaşadığı her bir olayla hissettiği duygunun, karşılığındaki duyguyu çalışmaya başladı.
Ayşe’yi sevmeyen, yetersiz bulduğunu düşünen anne algısı yerine, aileyi birleştiren harika bir tutkal olduğu, onun doğumunun sonra eve gelen huzurun ve neşenin kaynağı olduğu hislerini yaşamaya başladı. Ortaya şükran duyguları çıktı.
Doğum anında tüm negatifliklere rağmen yaşamı seçmesi, Allah’ın onu nefesle onurlandırması, Ayşenin tüm benliğinde büyük bir minnet hissi uyandırdı.
Ve gün geçtikçe;
Aile ilişkileri daha güçlendi
İçindeki gel-gitleri azaldı
Hayata bakış açısı değişmeye başladı
Sınırlılık hissinden özgürleşti.
Gücünü eline aldığı için kendini keşfetmeye başladı.
Değer hissi arttı.
Bunu yaparken, ona verdiğim çalışmalara özenle devam etti;
Şükür günlükleri tutmaya başladı,
Hayatındaki insanların varlığı için teşekkür kartları / mesajları hazırladı,
Teşekkür videoları, ses kayıtları oluşturdu,
Sosyal medyasında şükran hisleriyle paylaşımlara özen gösterdi.
Geldik hikayenin sonuna…
Gökten şifayla üç elma düştü; birisi kendini arayan yiğitlerin başına, birisi bu masalı dizip koşana, biriside Derya içinde, kıymetini bilenlerin başına…
Günün Niyeti;
Hayatımda hangi olay, durum ve hali yaşıyor olursam olayım, tüm bunları şükran hisleriyle yaşayabilecek geniş bir kalp talep ediyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

