“Hayatın durduğu yerde bazen önce kendimize bakmak gerekir.”
Sevgili Dostum
Nesli Şifaya, şifamıza hoşgeldin…
Geçenlerde önüme düşen bir alıntı ile başlamak istedim; “Hayatın durduğu yer…”
Hayatının bir yerinde sen de böyle hissettin mi?
Bir işin ilerlemiyor….Bir ilişkin değişmiyor….Bir kararın içinde sıkışıp kalıyorsun… Bir türlü başlayamıyorsun.
Bazen ne yapacağını biliyorsun ama bir türlü harekete geçemiyorsun.
Bazen de elinden geleni yaptığını düşünüyor, ama yine de bir şeylerin değişmediğini görüyorsun.
Sanırım hepimizin hayatında böyle anlar olmuştur.
Kimimizin işinde…Kimimizin ilişkilerinde…Kimimizin parasında…
Kiminin kendi bedeninde, geleceğinde ya da kendisiyle ilişkisinde…
Gördüğüm kadarıyla insan genellikle bu tarz durumlarda önce sonucu değiştirmeye çalışıyor.
Hedefler koyuyor… Planlar yapıyor, gayret ediyor… Ve bir sonuç ortaya çıkıyor…
Olursa iyi hissediyor.
Olmazsa kendisini sorgulamaya başlıyor.
Ve bir süre sonra: “Bu olmadı.” ile “Başarısız oldum.” aynı cümleye dönüşüyor. Stres başlıyor…
Çünkü insan bir sonuca ne kadar bağlanırsa, huzurunu da o sonuca teslim ediyor.
Oysa bunlar aynı şeyler değil.
Durmak mı, yoksa tıkanmak mı?
Zamanla fark ettim ki: Her durmak tıkanmak değil.
Bazen durmak gerekir;
Dinlenmek için…Düşünmek için.
Bir kaybın yasını tutmak için.
Hazırlanmak için.
Ne istediğimizi anlamak için.
Hatta bazen hiçbir şey yapmadan beklemek bile hayatın bir parçasıdır.
Ama tıkanmak biraz farklıdır;
Aynı yerde dönüp dururuz.
Bir şeyi değiştirmek isteriz ama değiştiremeyiz.
Başlamak isteriz ama erteleriz.
Bitirmek isteriz ama bırakamayız.
“Böyle devam etmek istemiyorum” deriz ama aynı davranışı tekrarlarız.
İşte burada durup bakmak gerekir.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey; neden aynı yerde kaldığımızı anlamaktır.
“Ben burada gerçekten kalmak- durmak mı istiyorum, yoksa ilerlemekten mi kaçıyorum?”
Neden tıkanıyoruz?
Elbette ki bunun pek çok cevabı olabilir;
Bazen korkuyoruzdur.
Bazen bildiğimiz alanda güvende hissederiz.
Bazen mükemmel yapamayacağımızı düşündüğümüz için hiç başlamıyoruzdur.
Ve işi erteleriz ve o an kaygımız azalır, rahatlarız…
Bazen de çok denemiş, çok hayal kırıklığı yaşamışızdır.
“Nasıl olsa değişmeyecek.” umutsuzluğuna kapılırız…Çaba göstermeyi bırakırız…”
Bu yüzden bazı durumlarda; “İstemiyorum.” dediğimiz şey aslında: “İstiyorum ama artık yapabileceğime inanmıyorum.” olabilir…
Diğer taraftan “İstiyorum” dediğimiz hedeflerin altında da bazen gizli kazançlarımız olabilir…
Ve bu durumlarda insanın kendisine sorması gereken soru şudur:
“Ben bu sonucu neden bu kadar istiyorum?”
Bazen istediğimiz şeyden çok, o şeyin bize sağlayacağını düşündüğümüz duyguya bağlanıyoruz.
Başarırsam değerli olacağım.
Olursa güvende olacağım.
O insan beni seçerse sevildiğimi hissedeceğim.
Para kazanırsam rahatlayacağım.
Bu iş olursa kendimi kanıtlamış olacağım.
Böylece bir sonuç, zamanla bizim değerimizin ölçüsüne dönüşüyor.
Sonucu istemek başka, sonucu kim olduğumuzun kanıtı haline getirmek başka.
Sonuç için çabalamak başka, sonucun senin elinde olduğunu zannetmek başka
Peki böyle durumlarda nasıl çalışıyorum ?
Durduğumda, kendime artık hemen “hareket et” demiyorum. Önce bunun bir durak mı, bir tıkanıklık mı olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Çünkü ikisine aynı şeyi yapmak gerekmiyor. Ama genel olarak;
Duyguma bakıyorum.
Şu anda ne hissediyorum? Kaygı mı? Korku mu? Yetersizlik mi? Öfke mi?…
Bu gerçekten bir duraklama mı? Yoksa bir tıkanıklık mı?
Yorgun muyum? Kaçıyor muyum?
Acaba gittiğim yol bana ait degil de bana dayatılan bir hedef olabilir mi?
Önce bulunduğum yeri kabul ediyorum ve problemi küçültüyorum.
“Şu anda buradayım.” (Bunu söylemek bile bazen önemli.)
“Şu anda atabileceğim en küçük adım ne?”
Sonra elimde olanla olmayanı birbirinden ayırıyorum.
Ben çalışabilirim. Konuşabilirim. Yardım isteyebilirim. Yeni bir yol deneyebilirim.
Ama başkasının kararını veremem. Geçmişi değiştiremem. Bir fırsatın ne zaman geleceğini belirleyemem.
Bir sonucun tam olarak nasıl gelişeceğini kontrol edemem.
Bu ayrım beni gerçekten rahatlatıyor. Çünkü hayatı yönetmek zorunda olmadığımı hatırlıyorum. Bazen sadece kendi payıma düşeni yapmak yeterli.
Bazen zihnimden çıkıp bedenime dönüyorum. Çünkü zihnim aynı soruyu saatlerce çevirebilir.
Yürüyüş yapıyorum. Yazıyorum. Sessiz kalıyorum. Uyuyorum.
Bazen de ruhuma iyi gelecek yol arkadaşlarıma anlatıyorum, seanslar alıyorum.
Çünkü insan kendi zihninin içinde kaldığında, onu gerçek zannedebiliyor.
Başka bir bakış açısı hiç görmediğim bir kapıyı gösterebiliyor.
Bir de o konudaki açılımlara niyetle sadaka veriyorum.
Sadaka
Bunun bende özel bir yeri var, biraz uzunca anlatmak istiyorum. Çünkü insan daraldığında, bütün dünyasını da kolayca darlayabiliyor… Sanki bu dünya da bir tek kendisi var…
“Benim problemim. Benim isteğim. Benim beklentim... Benim… Benim…”
Sadaka ise bakışımı başka bir yere çeviriyor. Bir başkasını görüyorum. Elimde olanı görüyorum. Paylaşabileceğim pek çok şeyi fark ediyorum.
Ve belki en güzeli: Veren tarafımı hatırlıyorum. Vermeyi nasip edeni hatırlıyorum..
Üstelik sadakanın güzelliği sadece maddi bir şey vermekte de değil.
Birinin yükünü hafifletmek, güzel bir söz söylemek, bir canlıya merhamet etmek, zamanını veya emeğini paylaşmak da iyiliğin farklı biçimleri olabilir.
Ayrıca sadakayı: “Ben bunu vereyim, Allah da bana istediğimi versin.” şeklinde bir pazarlık ya da bir alış- veriş olarak görmüyorum.
Bana göre sadaka, sonucu satın almak değil. Kalbin yönünü değiştirmek…
Eksiklikten, paylaşmaya…. Varlık bilincine…Zihnin odağını değiştirmek
Belki insanın sıkıştığı zamanlarda en çok ihtiyacı olan şeylerden biri de budur:
“Ben sadece eksik olan şeyleri bekleyen biri değilim. Bende hâlâ verecek bir şey var.”
Çabayı bırakmadan sonucu bırakabilmek.
Tedbiri almak…Elimizden geleni yapmak… Ama bütün sonucu kendi kontrolümüzde sanmamak…
Bizden daha büyük bir gücün kaleminden çıkanı idrak ve razılıkla yola devam edebilmek..
İşte bu konuda henüz iyi değilim, bir çocuk gibi küsüp kenara çekilebiliyorum Ama olsun….Tevekkülle kendime tekrar tekrar hatırlatıyorum;
Bir kapı açılmadı diye başarısız değilim.
Bir fırsat gecikti diye hayatım durmuş değil.
Bir şeyi bıraktım diye bütün emeğim boşa gitmiş değil.
Bazen bir şey için elimden geleni yapıp yine de sonucu alamayabilirim.
Ve bunu kabul etmek, vazgeçmek değil.
Hayatın benim kontrolümden daha büyük olduğunu kabul etmek.
Takdir Allah’ın…Olan her şekliyle güzeldir…
Günün Duası
“Allah’ım,
Eğer bu benim için hayırlıysa en kolay ve güzel şekilde yolunu aç.
Değilse beni ondan razı olacak şekilde, kalp ferahlığıyla uzaklaştır.
Ve bana doğru olanı görebilecek bir kalp bir idrak ver.”
Amin Amin Amin
Sevgi ve ışıkla…
Neslihan

