Sevgili Dostum,
Çirkin ördek yavrusu hikâyesini bilirsiniz. Diğerlerinden farklı doğan bir yavru. Daha iri, daha gri, daha “uyumsuz”…
Kimse belki açık açık kötü davranmaz ona. Ama bakışlar yeterlidir. Kıyaslar, sessizlikler, imalar…
Ve bir süre sonra yavru şunu düşünmeye başlar:
“Demek ki bende bir sorun var. Ben çirkinim. Ben yanlışım. Ben kötüyüm…”
Sonunda dayanamaz ve çiftlikten kaçar. Yalnız kalır, zor bir kış geçirir. Bahar geldiğinde bir göl kenarında durur.
Ve ilk kez yansımasına bakar. İlk kez gerçeği görür:
O bir ördek değildir. O bir kuğudur.
Yanlış Aynada Büyüyenler
Aslında sorun çirkinlik değildir. Sorun;
Kendini ördeklerle kıyaslaması,
Onların kurallarına uymaya çalışması,
Onlar gibi olmaya çabalamasıdır.
Yani asıl mesele şudur: Yanlış yerde olmak ve başka biri olmaya çalışmaktır.
Fark etmeden biz de bunu yapıyoruz, hayatımızda. Yanlış aynalarda kendimize bakıp, başkalarının ölçüleriyle kendimizi tanımlıyoruz. Sonuç olarak; başkasının mutluluğuna, hayatına talip oluyoruz.
Ve içimizden sessizce şu cümle geçiyor: “Ben olduğum halimle yeterli değilim.”
Bu cümle bir kez yerleştiyse insana, arkasından davet ettikleri geliyor :
Kusurluluk: “Gerçek beni görürlerse kimse sevmez.”
Onay arayışı: Onaylanacağımız şekilde davranmak, dış odaklı yaşamak
Terk edilme korkusu: İlişkiden kaçmak ya da aşırı kontrol etmek
Duygusal yoksunluk: “Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
Kendini feda: Sevilmek için kendini geri plana atmak
Yüksek standartlar: Sürekli daha iyisini yapmak zorunda hissetmek, mükemmelliyetçilik…
Peki Değersizlik Nereden Geliyor?
Psikolojik olarak baktığımızda, değersizlik doğuştan gelmez. Sonradan öğrenilir. Çocukken eğer:
Çok eleştirildiysek,
Duygularımız görülmediyse,
İhtiyaçlarımız karşılanmadıysa,
Sevgi şartlı verildiyse,
Çocuk zihni şunu öğrenir: “Sevilmek için yeterli değilim. Daha iyi biri olmam gerekiyor.”
Zaman geçer, büyürüz… Ama o cümle, bu kök inançlar içeride bir yerde yaşamaya devam eder. Tasavvufta buna çok sade bir isim verilir: “İnsan kendini unutur.”
İyi haber artık kendimizi hatırlayabilir, değer algımızı değiştirebiliriz. Çünkü artık yetişkiniz. Çocukken öğrendiklerimize tutunmak zorunda değiliz.
“Sen zaten bir hazineydin, ama kendini yoksul sandın.”
Mevlânâ
Değersizlik Ne Değildir?
Burayı özellikle vurgulamak istiyorum.
Değersizlik:
Alçakgönüllülük değildir
Tevazu değildir
Gerçekçilik değildir
Kader hiç değildir
Değersizlik, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bozulmuş hâlidir. Özümüze karşı körleşmektir.
Günlük Hayatta Değersizlik Nasıl Yaşanır?
Çoğu zaman “Ben değersizim” diye düşünmeyiz. Ama şunları yaşarız:
Değer görmediğimiz ilişkilerde kalırız
“Hayır” demekte zorlanırız
Sürekli kendimizi kanıtlamaya çalışırız
Yaptığımız hiçbir şey yetmez
Kendimizi suçlarız
Sınırlarımız ihlal edilir ve bunu normal sanırız.
Dönüşüm;
Kendimizi bozuk bir ürün gibi sürekli düzeltmeye çalıştığımızda değil,
Şefkatle gerçek kendimizi görmeye başladığımızda olur.
Kendine Dönüş – Hatırlatıcı Cümleler
“Olduğum her hâlimle değerliyim.”
“Kim olduğumu, değerimi kimseye kanıtlamak zorunda değilim.”
“Zorlanabilirim. İnsan olmak böyle bir şey.”
“Başkalarına gösterdiğim nezaketi kendime de gösterebilirim.”
“Başkalarının sözleri onların bakış açısıdır; bana ait değildir.”
“Kendimle olan ilişkim sadece benimle ilgilidir.”
“Her zaman öyle hissetmesem de değerliyim. Bu benim varoluşsal hakkım.”
Ve Çalışmalar
1.Kendine Tanıklık
Amaç: Değeri dış onaydan iç tanıklığa taşımak.
Sessiz bir an seç, gözlerini kapat ve şunu sor:
“Şu an kendimi kimin gözünden görüyorum?”
Gelen kişi, ses, anı neyse fark et.
Sonra şu cümleyi içinden söyle:
“Artık kendimi senin gözünden görmek zorunda değilim.”
Derin bir nefes al ve şunu ekle:
“Ben kendime tanıklık ediyorum, kendim olmayı seçiyorum.”
2- İç Çocuk – Değer Geri Verme Çalışması
Amaç: Layık olduğumuz değeri geri vermek “Bende bir sorun var” inancını yumuşatmak.
Çocukluk hâlini hayal et.
O çocuğun en çok neye ihtiyacı vardı?
Görülmek mi?
Onay mı?
Sarılmak mı?
Şimdi yetişkin hâlinle ona şunu söyle:
“Seninle ilgili bir sorun yoktu. Eksik olan şey sen değildin. Benim için bu dünyadaki en değerli şey sensin.”
Ve ihtiyacı olan her ne varsa ona sevgiyle ver. Elini kalbine koy ve birkaç nefes al.
3-Kuğu Bakışı Meditasyonu (Sembolik Çalışma)
Amaç: Sinir sistemine “güvendeyim ve yeterliyim” mesajı vermek ve Özü farketmek.
Gözlerini kapat.
Kendini bir göl kenarında hayal et.
Suya bakıyorsun.
Bu kez yargı yok, kıyas yok. Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışma.
Sadece şu cümleyi içinden söyle: “Olduğum hâlimle buradayım.”
Günün Niyeti;
Kendimle olan ilişkimi onarmaya,
Eksik sandığım yerlerde kendime şefkatle yaklaşıp, hakikatimi görmeye
Bana ait olmayan yükleri geri bırakmaya niyet ediyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Yaraları sarmak iyileşmek..hep maddi olarak gözle görülen yaralar sarılır önemsenir...halbuki çocuklukta alınan saramadığımız yaralar bugüne dek kanamış belki de farketmemişiz...
Teşekkür ederim dostum, manevi - ruhumun doktoru Nesli🌹