Kabil ve Habil’in Aynasında
Hz Âdem’in iki oğlu vardır: Habil ve Kabil. Bir gün Allah, onlardan kurban sunmalarını ister.
Habil, temiz kalbiyle en iyi hayvanını getirken, Kabil ise gönülsüzce, elindekini sunar.
Habil’in kurbanı kabul edilir, fakat Kabil’inki edilmez. O an Kabil’in içi kararır. Öfke büyür, nefsi onu yoldan çıkarır ve Habil’i öldürür.
Allah, ona cesedi nasıl gömeceğini öğretmek için bir karga gönderir. Kabil, karga toprağı eşelerken pişmanlıkla fısıldar:
“Yazık bana… Bir karga kadar bile olamadım.”
Sevgili dostum, bu sadece bir hikâye değil. Yaratılmış ilk insandan beri hepimizin içinde yaşanan bir hâli anlatır bize…
Ve bugün kalbimdeki Habil- Kabili Rumi’den ilhamla anlamaya-anlatmaya çalışacağım, şifayla…
Kıyasın Çocuğu Kıskançlık
Kıskançlık çoğumuzun hissettiği, oldukça doğal ama pek azımızın gerçekten anlamlandırdığı bir duygu. Bazen içimizi aniden sıkıştırır, bazen sessizce büyür. Kimi zaman ilişkilerde, kimi zaman sosyal medyada, kimi zaman da en yakın arkadaşımızı düşünürken gelir, kapımızı çalar;
“O daha güzel…”
“O daha başarılı…
“O daha çok seviliyor…” sesleri yankılanır, zihnimizde.
Her birimizin deneyimi, kıyası farklı olsa da duygu çok ortaktır: “Ben yeterli değilim.”
Çünkü kıskançlık dışarıya yönelmiş gibi gözükse de; kökü içimizdedir. Kıskandığımız kişi, kendimizde eksik sandığımız bir yönün aynası olur.
“Kıskançlık, gölgemizin bize seslenişidir.” Yung
Nasıl bir doğrunun iki yönü varsa, kıyasın da iki ucu vardır. İlk ucunu “yetersizim” derken,
Diğer taraftan, kendimizden daha kötü gördüğümüz insanlara bakıp yine bir kıyasla;
“Ondan daha iyiyim”
“Ondan daha başarılıyım” sesleri ile gelen “yeterliyim” düşüncesidir.
Her iki durumda da referans aldığımız nokta dışarısıdır. Ve kıyas arttıkça özdeğerimiz dışa bağımlı hâle gelir. İşte burada kıskançlık filizlenir.
Sonuç olarak; bir yerde değersiz hissediyor isek, hemen gözlerimiz kendinden daha aşağı bir örnekle şükür hissini yakalamaya çalışır.
Ve bu döngü - değer & değersizlik- böylece sürüp gider. Ta ki bilinçli bir farkındalık gelene kadar…
Ya Kıyas’ı Kim Doğuruyor?
Kıyas, beynimizin doğal bir alışkanlığıdır.
Aslında Kendimizi anlamak, nerede durduğumuzu görmek için bakıyoruz, etrafa. Bir nevi beynimizin öğrenme şekli diyebiliriz.
Fakat kıyas bilinçsizce yapıldığında, kendi değersizlik duygumuzu besler, potansiyelimizi göremez hale geliriz.
Yani kıyas;
Kendini konumlandırmak, “Ben neredeyim, o nerede?”
Eksik olana- tehlikeye odaklanarak hayatta kalmak,
Onay, değer ve sevgi arayışıyla gelir
Kıskançlığın Psikolojik Nedenlerine Rumi’nin İlhamı ve Şifa
1. Özdeğer Eksikliği
Değerimiz başarıya, görünüşe, onaya bağlıysa, bu yüzden başkasının parlaması, bizim sönük kaldığımızı hissettiriyorsa;
Rumi der ki: “Kendini başkasıyla kıyaslayan, kendi özünden uzaklaşır.”
Uygulaması– İçsel Değer Defteri
“Onda gördüğüm değer, bana hangi yönümü hatırlatıyor?” diye yazabilirsin.
Her gün “Ben değerliyim çünkü…” diye başlayan 5 teşekkür cümlesi yazabilirsin.
Bu çalışma, değeri dışarıdan içeriye taşımanı sağlar.
2. Güvensizlik ve Kaybetme Korkusu
Eğer kıskançlık sevgi eksikliğinden değil, kaybetme korkusundan geliyorsa;
Rumi der ki: “Sevgi sahip olmak değil, varlığını hissettirmektir.”
Uygulaması – Köke Güven Meditasyonu
Gözlerini kapat, nefes al.
Başının üzerinde inci parlağındaki ışığı hisset, “Sevgi O’ndan bana akar.” diyerek o lütfun içine akmasına izin ver. Her daim O’na bağlı olduğunu ve ordan beslendiğini hatırla.
Sevginin kaynağını hatırladığında korku çözülür.
3. Kıyas Kültürü ve Sosyal Baskı
Modern dünyanın “daha çok, daha iyi, daha güzel” fısıltıları, içimizde kıyas ateşini besliyorsa;
Mevlânâ der ki: “Kıskanç, başkasının mumunu üfler; oysa karanlık kendi içindedir.”
Uygulaması – Hayranlığa Dönüştür- Odağını Kendine Al
Kıskandığın kişiyi düşün.
Hangi özelliğine hayransın, yaz ve “Kendimi onun enerjisine uyumluyorum” cümlesini 3 kez tekrarla.
Şu cümleyi tamamla: “Bu özellik bende şu şekilde gelişebilir, …”
“Referans noktamı kendime alıyorum. Dün nerdeydim. Bugün nerdeyim, yarın daha iyi kim olabilirim?” diyerek odağını kendine çapala.
Kıskançlık ilhama dönüşür, ve kendinde olma duygusu gelişir.
4-Kıskançlığı Hasetten Ayırmak
Kıskançlık ve haset yakın ama farklı duygulardır. Aralarında ince bir nüans vardır.
Haset kıskançlığın karanlık yüzüdür; sadece “benim değilse, kötü olsun. Onunda olmasın” düşüncesi taşır ve kalbi daraltır, huzuru bozar. Yani her haset kıskançlıktır, ama her kıskançlık haset değildir.
Mevlânâ’nın sözü bunu özetler:
“Başkasında gördüğün güzelliğe haset etme; o güzellik sende de gizlidir. Zamanı gelince sen de açacaksın.”
Uygulaması– Gölge Diyaloğu, Şükür ve Dua Ritüeli
Kıskançlık hissettiğinde;
O kişiyi gözünün önüne getir.
İçinden de ki: “Sende gördüğüm şey, bende de var. Onu kabul ediyorum.”
“Allah’ım, onun nimetini arttır; bana da nasibimi en hayırlı zamanda ulaştır.”
Bu kabul, gölgeyi ışığa taşır. Dua ise kalbi daralmadan genişliğe taşır.
Günün Niyeti;
Kalbimin genişlemesine,
Şükür, sevgi ve bolluk enerjisiyle dolmasına,
Yaratılan her şeyden ilham almaya,
Kendi yolumda bir sonraki adımın aydınlanmasına,
İçimdeki potansiyeli fark etmeye ve onu büyütmeye
niyet ediyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan
Not; resim anonimdir, herhangi bir hak ihlali amaçlanmamıştır.

