Zamanın birinde, savaşların hiç bitmediği bir coğrafyada büyük bir tapınak varmış. Bu tapınağın en değerli hazinesi görkemli bir altın heykelmiş. Öyle parlak, öyle etkileyiciymiş ki insanlar ona hayran olurmuş.
Bir gün, düşman ordusu yaklaştığı haberi gelmiş. Rahipler panikle toplanmış:
“Heykeli nasıl koruyacağız? Taşımak imkânsız, saklayacak yer yok!”
İçlerinden biri demiş ki:
“Altın gibi görünmezse… kimse dokunmaz.”
Böylece heykelin üzerine kat kat çamur sürmüşler. İlk başta ışığı hâlâ hafifçe görünüyormuş, sonra tamamen kaybolmuş. Heykel birkaç saat içinde sıradan, değersiz bir taş haline gelmiş.
Düşman gelmiş, tapınağı talan etmiş, ama çamurla kaplı bu heykele hiç bakmamış bile. Yıllar geçmiş, rahipler değişmiş, tapınak el değiştirmiş, ve altının varlığı unutulmuş.
Ta ki bir gün, genç bir keşiş heykele yaklaşana kadar.
Bir kenarında ince bir çatlak fark etmiş. Parmağını hafifçe kazımış… ve altın ışığı tekrar parlamış.
Heykelin gerçek değeri aslında hiç kaybolmamış; sadece görünmez olmuştur.
Sevgili dostum içimizdeki duygular da tam olarak böyle oluşur. Özümüz parlak, güçlü, ve dingindir.
Ama hayat boyunca yaşadıklarımız üstümüze ince ince çamur gibi yapışır. Ve bir gün kendi özümüzü göremez hale geliriz. Sonra da çamurun sesini “gerçek ben sanırız.” Bugün bu yanılsamaların aralanmasına ve içmizdeki cevhere uyanmamıza niyet ediyorum.
Çamurun Fısıltılarından Biri Korkular
Korku…
Bizi hayatta tutan, aynı zamanda görünmez sınırlar çizen en eski duygumuz. Aslında içsel ve dışsal tehlikeleri bize haber veren oldukça sağlıklı bir iç alarmdır, korku.
Ve bize; “saklan, korun, hazırlan, dikkatli ol ” işaretleri gönderir, tedbirler aldırır.
Diğer taraftan korkular geçmişimizin, öğrendiklerimizin ve bilinçaltımızın karışımıyla geldiğinden, bu alarm geçek değildir, bazen boş yere çalar.
Bazen sevilmeme, yetersizlik, reddedilme, yalnızlık, ölüm korkuları bazen de henüz yaşanmamış şeylere dair endişeler üretir.
Ve bu korkular bizi kaygıya, panik, donakalma, geri çekilme gibi duygulara sürükleyebilir.
İşte bu noktada korkunun özünü anlamak, gerçek mi yoksa illüzyon mu ayırmak dönüşüm yolculuğunda en büyük anahtarlardan biridir.
Böylelikle görülmeyen altın özümüzün üzerindeki çamurun çatlama seslerini duyabiliriz.
Kimliklerin Korku Fısıltısı
Hayat boyunca kendimizi korumak için birçok kimlik geliştiririz. Ama bu kimlikler iyi niyetle yola çıksalar da zamanla bize güç vermek yerine korkular üretmeye başlar.
Mesela:
Başarı kimliği, başarısızlık korkusunu yaratır; “Başarılı görünmezsem değerimi kaybederim” diye fısıldar.
İlişki kimliği, terk edilme korkusunu büyütür; “Sevilmezsem ben kim olurum?” der.
Güçlü olma kimliği, zayıf görünme korkusuna dönüşür; “Zayıf görünürsem incinirim.” der.
İyi insan kimliği, eleştirilme korkusunu taşır; “Hata yaparsam sevgiyi kaybederim.”
Kontrol kimliği, belirsizlik korkusunu doğurur; “Bilemezsem güvende değilim.”
Beden kimliği, yetersizlik korkusunu tetikler; “Görünüşüm bozulursa değerim azalır.” der.
Günün sonunda bu korkular bize aitmiş gibi görünür… Ama aslında değildir. Hepsi, özümüzün üzerini kaplayan çamur tabakalarının oluşturduğu yanılsamalardır.
Özün ise tek isteği vardır: “Beni hatırla.”
Korkular Nasıl Çözülür?
Korkuyla savaşamayız. Çünkü korku düşmanımız değildir. Çözüm “korkusuz olmak” değil. Çözüm, korkuyu tanımak ve onunla barışmaktır.
Adını koymak
İsmi olmayan duygu yönetilemez.“Evet, korkuyorum.” “Kaybetmekten korkuyorum,”
Korkuyu kabul etmek güçsüzlük değil, cesarettir.
Bedendeki Yerini Bul
Korku hep bedenle konuşur: Göğüste sıkışma, mide düğümlenmesi, nefes daralması…
Gözlemlemek çözülmenin ilk adımıdır.
Köküne bakmak
“Bu korku bana kimden, nereden tanıdık?” Geçmişten mi geliyor, yoksa şu an olan bir şey mi tetikliyor?
Gerçek mi, gölge mi?”
Kendine sor: “Bu gerçekten bir tehlike mi, yoksa zihnimin çizdiği bir senaryo mu?” Ve en önemli soru; “ Bu korku hangi kimliğimin sesi ve bana ne anlatmak istiyor?”
Bedenini sakinleştirmek
Nefes, topraklama, gevşeme…korkunun bedenindeki ateşini söndürür, zihne netlik getirir.
Beden sakinleşmeden zihin sakinleşmez.
Bilinmezliğe alan açmak
Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Her gölge bir canavar değildir.
Küçük adımlarla yüzleşmek
Korku üzerine gidildikçe küçülür. Amacımız korkunun üzerinden atlaya atlaya geçmek değil; yanına küçük adımlarla oturmak.
Ritüel ve niyet desteği
Güveni hatırlamak korkunun ağırlığını hafifletir. Hayatta seni neyin güçlendirdiğini yazabilirsin: İnsanlar, değerler, kazandığın yetenekler…
Dua, meditasyon, yazı çalışmaları…Bilinçaltını yumuşatır, zihni açar.
Günün Niyeti
“Korkumun bana gösterdiği işaretleri okumaya,
Bu doğrultuda yeni seçimler yapmaya, kendimi beslemeye
Bilinmezlikle savaşmak yerine, akışa güvenmeye, ve daha fazla teslimiyete,
Her nefeste yaşam enerjisini içime almaya,
Niyet ediyorum”
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

