Eski zamanlarda, içi daralan bir adam, bir bilgenin yanına gider ve “Zihnim hiç susmuyor” der. “Durmak istiyorum ama içimdeki ses hiç durmuyor.”
Bilge onu sessiz bir nehir kenarına götürür. Bir süre birlikte suyu izlerler.
Bilge sorar: “Ne görüyorsun?”
Adam cevap verir: “Su akıyor. Üstünde yapraklar var. Bazen dallar, bazen çer çöp.”
Bilge tekrar sorar:“Bu yapraklar nehir mi?”
Adam durur. “Hayır… Sadece üstünden geçiyorlar.”
Bilge gülümser: “İşte sen de yıllardır bunu yapıyorsun. Düşüncelerini, duygularını, yaşadıklarını ‘ben’ sanıyorsun. Oysa onlar senden geçiyor. Sen değiller.”
Adam bir süre konuşmaz,suyun akışını izler. Ve ilk kez, geçip gidenle- kendisini ayırabildiğini hisseder.
“İnsan bir misafirhanedir. Her sabah yeni bir misafir gelir. Sevinç, keder, hastalık, sıkıntı… Hepsi misafirdir.”
Mevlânâ
Sevgili Dostum,Ne güzel söylemiş Mevlânâ öyle değil mi!
Dertler, tasalar aslında birer misafirler, elbette ki kalıcı değiller. Bunu biliyoruz, ama bizi acıtan olayları yaşarken, gitmezler sanıyoruz.
“Çaresizim.” “Ben hep terk edilirim.” “Ben hep böyleyim.” … Diyerek hiç değişmeyecek yanılgısına kapılıyoruz.
Bir süre sonra, kendimizde “ben” diye tanımladığımız şeylerin esiri oluyoruz.
Sana iyi bir haberim var; “Kendin sandığın şey, gerçekten sen değilsin. Hakikatini bulabilirsin…”
Hakikatin Önündeki Perde: Özdeşlikler
Özdeşlik, bir duyguya, düşünceye veya geçmiş bir hikâyeye “Ben buyum” demektir. Yani insan, içinden geçen bir hâli kendisi sanır, ona tutunur, ve onu kalıcı yapar. Her tutunduğu hikaye ile de kendinden uzaklaşır.
Bugün çoğumuz:
Bir duyguyu yaşıyoruz; korku, arzu, onay ihtiyacı,…
Onunla özdeşleşiyoruz; “Korkuyorum.”
Ve bu duygunun hayatımıza yön vermesine izin veriyoruz.
Başlangıçta kendimizi korumak için kabule geçtiğimiz bu tutumlar, zamanla gerçek bizi bizden alır, başkalaşarak üzerimize yük olurlar;
“Susarsam terk edilmem.”
“Güçlü olursam incinmem.”
“Beklersem sevilirim.” gibi…
Özetle; aynı duyguyu içeren sahneler inançlarımız haline dönüşür, tekrar tekrar yaşanır. Gücümüzü unutturduğu için de kendimize- sisteme olan inancımızı kaybederiz.
Hakikatle Yeniden Temas
Hakikat ise yeni bir şey eklemekle değil; yanlış özdeşlikleri çözmekle görünür. Aslında yeni bir ben icat etmeyiz, sadece ben olmayandan ayrışırız.
Bunu yaparken;
Duyguyu yok etmeye çalışmazsın, düşünceyi susturmaya zorlamazsın, geçmişi inkâr etmezsin.
Sadece farkındalıkla izlersin.
Bu bir duyarsızlık değil; daha derin bir temasın başlangıcıdır.
Nehir hâlâ akar, yapraklar hâlâ geçer, ama artık sen suyun kendisi olduğunu hatırlarsın, ve seçim özgürlüğün başlar.
İçsel Şahitlik – Benlikten Ayrışmak
Madem duygularım, düşüncelerim, geçmişim… Ben değilim.
O zaman “Ben kimim?”
İşte içsel şahitlik burada başlar. Olanı olduğu gibi yargılamadan, yorumlamadan, müdahale etmeden sadece izlemekle;
Duygular gelir, gözlemlersin
Düşünceler gelir, fark edersin
Bedende tepkiler olur, hissedersin
Ama hiçbirine tutunmazsın.
Şahit, olayların içinde kaybolmaz; sadece akışı izler. Psikolojide buna “observer self”, tasavvufta ise kalbin farkındalığı denir.
İçsel Şahitlik Egzersizi
Dikkati bedenine getir: mümkün olduğunca dik otur, ayağını yere bas. Gözlerini kapat, nefesini hisset. ve kendi nehrinin kenarında oturup, suyun akışını izleyen halini gör.
O anda gelen duygularını düşüncelerini adlandır: “Şu an bende öfke var.”
“Teşekkür ederim, hoş geldin,
Şimdi gitmene izin veriyorum”
Senden geçmesine izin ver, bir yaprağın üzerine koy ve “benden geçiyor.” Diyerek izle.
Gelenleri değiştirmeye çalışma, sadece gözlemle ve akmasına izin ver.
Günlük Hayatta Gözlemci Olmak- Küçük Bir İçsel Pratik
Gün içinde zorlayan bir duygu geldiğinde, sessizce söyle:
“Şu an bende ……… duygusu var. Ve ben bundan daha fazlasıyım.”
Tartışmada: “Şu an içimde haklılık mücadelesi var, izliyorum.”
Korku ya da endişede: “Korku akıyor, ben gözlemleyiciyim.”
Yorgunluk, üzüntü veya kıskançlıkta: “Bu normal. Misafir geldi, ben izliyorum.”
Cümleyi düzeltmeye çalışma, sadece fark et. Bu, zihni susturmaz belki, ama yanılsamayı gevşetir.
İçsel şahitlik sayesinde, hayatın akışına direnmek yerine yön verebilir, otomatik pilottan çıkıp hayatının yazarı sen olabilirsin.
Günün Niyeti;
Ben yanılsamalarına yol açan düşünceleri, duyguları ve hikâyeleri fark etmeye,
Onlardan nezaketle ayrışmaya,
Kendi hakikatimle temas kurmaya niyet ediyorum.
Seçimlerim, özgür ve bilinçli olsun.”
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

