Kimi zaman uzun terapilerin, sayısız farkındalığın, edilen duaların ve alınan kararların yorgunluğunu taşıyan dostlar kapımı çalıyor…
“Her şeyi yapıyorum ama değişmiyor.”
“Biliyorum… ama yapamıyorum.”
“ Tekrar tekrar zaten bildiğim şeyleri konuşmak da istemiyorum”
“Sanki bir yerde takılı kaldım, ama neresi olduğunu bilemiyorum”
Sevgili Dostum; Eğer sen de bu cümlelerin içinde kendini buluyorsan, yalnız değilsin. Doğamızda var…
Belki de mesele sandığından daha derin, ama aynı zamanda daha anlaşılabilir bir yerdedir. Birlikte bakalım mı Ne dersin?
Şifanın Kilidi: Doğru Yerden Başlamak
Şifa ve değişim çoğu zaman yanlış yerden başlamakla zorlaşır.
Her problem aynı yerden doğmaz, farklı katmanlardan kaynaklanabilir. İnsanın kayıtları düşündüğümüzden daha geniştir.
Bazen bugünkü bir zorluk:
Çok eski bir deneyime,
Çocuklukta oluşmuş bir algıya, yaraya…
Bizden önceki kuşaklardan gelen bir yüke, bitirilmemiş işlere…
Toplumsal - kollektif bilinçlere,
Döllenme anı, hamilelik, ya da doğum anına
dayanıyor olabilir.
“Beden, yaşananları unutmaz. Geçmiş deneyimler sadece zihinde değil, sinir sisteminde de kayıtlıdır.” (Bessel van der Kolk)
Tıpkı bir müzik aletinde olduğu gibi: Yanlış tuşa basarak doğru sesi çıkaramayız. Şifa için doğru noktayı bulmak, yöntemin kendisi kadar önemlidir.
Şifanın ilk adımı, sorunun nerede olduğunu doğru görmektir. Belki de henüz kendin için o yeri göremedin….Yola devam…
Problem: Neden “yapamıyoruz”?
İnsan üç temel sistemden oluşur ve problem bu sistemlerdeki aksaklıklardan kaynaklanır. Bunlar;
Akıl – plan yapar, doğruyu yanlışı ayırt eder.
Kalp – Sezgi ve inançla çalışır, hisseder, güven ve motivasyon sağlar.
Davranış sistemi (nefs) – alışkanlıkları, otomatik tepkileri ve konfor alanını yönetir
Yapamadıklarımızla ilgili çoğu zaman sorun bilmekle ilgili değil, bildiklerimizle hareket edememektir. Modern psikoloji bunu şöyle açıklar:
“Beynin limbik (duygusal) sistemi, yeni bir adımı “tehlikeli mi, güvenli mi?” diye sürekli tarar. Ve alışkanlık döngüleri ve otomatik tepkiler, kaçınma mekanizmaları yeni davranışların önünü kesebilir. (Kahneman, Duhigg, LeDoux)
Tasavvuf dilinde bu sistemin adı nefs’tir. Yani akıl ve kalp doğruyu bilse bile, davranış sistemi hazır değilse harekete geçemeyiz.
Ve çoğu zaman problem tam burada başlar. Her şeye rağmen küçük de olsa adım atarak çözülür, hareket ettikçe de daha motive olur, iyi hissederiz.
Bazen doğrunun ne olduğunu bilemeyiz, bulamayız. Çünkü etrafımızda bir sürü birbirinden farklı bilgi vardır. Akıl ikna olamaz. Sorularla doludur. Gerçekte inanmadığı bir şeyi istese bile yapamaz.
Burada ihtiyacımız olan şey; sadeleşmek ve akla yatkın, güvenilir kaynaklardan, en doğru bilgiye ulaşmaktır.
Bazen kalbimizin sesini duyamayacak hale geliriz. Akıl başka bir şey söyler kalp başka bir yerden hareket eder. Zihin ve içsel sezgi uyumlu değildirler.
Seni çözüm için zihnin gürültüsünden, kalbini duymaya davet ediyorum. Özündeki huzura…
Sonuç olarak: “Biliyorum ama yapamıyorum”un arkasında ne var?
Yeni bir alışkanlık, yeni bir seçim, yeni bir yön… Bunların hepsi zihnin için potansiyel bir tehdit olabilir. Onun görevi gelişmek değil, hayatta kalmaktır. İşte tam bu noktada şu cümle ortaya çıkar:
“Bunun benim için doğru olduğunu biliyorum… ama yapamıyorum.”
Bu bir çelişki değil, insan olmanın doğal bir sonucudur. Nefsimiz; alıştığını sürdürmek ister, kısa vadede rahatlığı seçer, zor olandan kaçar. Bu yüzden değişim ertelenir.
Yani bazen mesele “istememek ya da iradesizlik” değil, sistemin kendini korumaya çalışmasıdır.
Engelleri Fark Etmek
1. Şifa sabırsızlığı
Hemen değişmek isteriz; hızlı sonuç görmek isteriz.
“Oysa değişim bir süreçtir: zaman, tekrar ve sabır ister.” (James Clear)
Süreçle bağ kurmadan, ona güvenmeden sadece sonuca odaklanmak, olaydan bizi koparır ve sürekli başa döndürür.
Yolda olmanın da değerli olduğunu hatırlayarak, sürecin keyfini çıkarabiliriz…
2. Bilgi biriktirip uygulayamamak
Çok şey biliyoruz. Okuyoruz, dinliyoruz, öğreniyoruz…
Bazen “öğrenmek” de bir kaçış olabiliyor. Ve öğrendiklerimizin hepsini hayata geçirmek zor, yorucu, baskılayıcı olduğundan hem yıpranıyoruz. Hem de yapamıyoruz algısı bizi umutsuzluğa götürüyor.
Az ama istikrarlı adımlar, gerçek dönüşümün yoludur.
3-Beklentiyi yanlış tanımlamak & Şifayı Anlamak
Şifanın bizim istediğimiz şekliyle olmasını istiyoruz. Ve bizim istediğimiz dışındaki her seçenekte başarız ya da olmamış yanılgısına kapılabiliyoruz.
Halbuki “Şifa” tam da ihtiyacımız olan şekilde gelir.
Doğru Soruları Sormak
Şifanın kapısını açan sorular şunlardır:
Ben gerçekten nerede takılıyorum?
Doğru yerden mi başlıyorum?
Duygusal olarak kendimi güvende hissediyor muyum?
Davranış sistemim (nefsim) buna hazır mı?
Harekete geçmek için iyi hissetmeyi mi bekliyorum?
Bu süreçte hangi dersleri öğrenmem gerekiyor?
Bu konuda şu ana kadar göremediğim hangi hediyeler, erdemler var? Dersleri öğrenip nasıl ilerleyebilirim?
Bu sorular, kapıyı doğru yerden açmaya yardımcı olabilir.
Değişim sadece farkındalık değil, güvenlik hissi, tekrar ve zaman gerektirir.
Norman Doidge, Antonio Damasio
Günün Duası
Allah’ım…
Eğer ihtiyacım olan çözülüm ilimdeyse, bana hakikati anlayacak ilim nasip et.
Eğer kalbim perdedeyse, kendi katından iyilikleri lütfet ki nurunla aydınlanayım.
Eğer engel davranışlarımsa, doğru olanı yaşamayı bana kolay kıl, kendi Kudretinle bana güç ver, küçük de olsa adım atmaya açık olayım.…
Amin. Oldu. Oldu…
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

