Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına, yağmurun yüzümü ıslatmasına, birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm...
Sonra; saçımı toplarım, şemsiyemi açarım, kalbimi kapatırım.
Hepsi bu...
Can Yücel
Can Yücel'den Nassim Taleb'e Uzanan Yolculuk
Yüreğine sağlık böylesi güzel ruhların. Yine şükürle dolu kalbim, kendimi şanslı hissediyorum, bu kadar renkli bir coğrafyada, farklıklarla ruhumun doymasından…
Can Yücel, kendisi ne niyetle, neler yaşayarak yazdı şiirini bilemiyorum ama ondan ilhamla başlayalım, bu haftaki konumuza…
İzin vermek- Anti kırılganlık
Son dönemlerde üzerinde çalıştığım kelimelerden biri “ kendime izin veriyorum” ve anti- kırılganlık
Nedir izin vermek! Nedir anti- kırılganlık!
Her iki konuda, üzerinde çokça konuşabileceğimiz derya deniz konular, fakat bugün şiirin de ilhamıyla ucundan giriş yapıp nasibimize düşeni alalım.
İlki; İzin vermek
Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına, yağmurun yüzümü ıslatmasına, birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm...
Rüzgara, yağmura, insanlara izin vermek
Çocukluğumda izlediğim Türk filimleri gözümün önüne geliyor hemen, ya da izlediğim haberler…
Zengin zalimlerin dünyasında, zulme uğrayan fakir insanlar, güçlü erkeklerin ezdiği kadınlar, güçler savaşı ve kader deyip kaderine küsen insanlar.
Bize öğretilen kurban olma halleri ve gücümüzü unuttuğumuz olaylar. İçimden bir ses yükseliyor hemen;
“Nasıl yani, biz mi izin veriyoruz ezilmeye kurban olmaya?!!! “
Gelen bu sesle randevulaşıyorum.
“ Seni görüyorum - duyuyorum, Teşekkür ederim geldiğin için, seninle bu konuyu pazartesi saat 10’ da görüşelim mi ne dersin? “
Ondan gelen onay sesiyle konunun en temeline inmek için zamanı kuruyorum, ve gelecek haftaki yazılarıma bırakıyorum, bu buluşmadaki konuşmaları da…
Ve Yola devam…
Kendime izin veriyorum
Basit birkaç kelime olsa da çok etkili kelimeler diyebilirim size
Özümüzdeki gücü, seçim kabiliyetimizi, talebimizi, oluşturduğumuz çekim alanını şuurla bize hatırlatan kelimeler dizesi
Başkası değil, ben seçiyorum,
Seçimlerimin sorumluluğunu alıyorum,
Talebimin karşılığının geldiğini biliyorum,
Her daim beni duyan ve bana cevap veren bir sistemin parçasıyım,
Neyi talep ettiğimi bir kez daha idrak ediyorum.
Ve kendime izin veriyorum
Günlük hayatımda her şeyde ve her yerde kullanmaya başladığım bir süreçle başladım, bu idrake …
Yemek yemeye kendime izin veriyorum
Bu telefon konuşmasını yapmaya kendime izin veriyorum
Uyumaya kendime izin veriyorum
Otobüsü kaçırmaya kendime izin veriyorum
Şu an tembellik yapmaya kendime izin veriyorum
Siz kendi seçtiğiniz alanlarda, kendime izin veriyorum öğretisini yaşayabilirsiniz. Ve buna devam ettiğinizde, muazzam bir oluş hali yaşayacağınıza sizi temin ederim.
Gelin şiirimize devam edelim
Saçımı toplarım, şemsiyemi açarım, kalbimi kapatırım. Hepsi bu...
Bizler olayları yaşarken birkaç şekilde karşılık veririz
Kırılırız… Bu bize acı verir, kimi zaman atlatamayız. Olayları değiştiremeyiz, kızgınlık, küskünlük, stresle yaşayıp gideriz.
Güçlü ve sert olabiliriz, kişileri olayları yok sayar, üzerinden geçip gideriz. Bu kimi zaman bizi katı, duygusuz hale getirebilir. Ya da daha Dayanıklı hale getirebilir, hatta vurdumduymazlık gibi de algılanabilir.
Ya da zümrüd- ü anka modunda, küllerinden yeniden doğmayı, olayların içinden daha güçlü bir şekilde çıkmayı deneyimleriz.
Umut, Yeniden Doğuş ve Dönüşüm yazımda, Anka’ yı daha detaylı okuyabilirsiniz.
Ve son olarak anti- kırılganlık yani kırılgan olmamak, yine hayranlıkla takip ettiğim bilgelerden Nassim Talep’ten geliyor. Ekonomi alanında doğan bu terim sonraları kişisel gelişime, psikolojiye de geçmiştir.
Kendisi kırılgan olmamayı anlatırken, Hidra metaforunu kullanıyor, çünkü Hidra neredeyse öldürülmesi mümkün olmayan efsanevi bir yılan…

Ve anti - kırılganlık, Nassim Taleb’in kaleminden;
“Bir hidranın kafasını keserseniz yerine iki kafa birden büyür, bu kaos içinde ustalıkla hareket etmek, zorlukları güçlenme fırsatlarına dönüştürmek anlamına gelir “
“Anti-kırılgan olan insanlar, krizler ve zorlukların ortasında dahi güven ile hareket ederler. Geçmişteki güçlüklerden öğrenmiş oldukları için belirsizlikten korkmazlar ve kaos zamanlarında gelişirler. Stres ile nasıl başa çıkacaklarını bilirler ve diğer insanların sadece problemler gördükleri yerlerde fırsatlar görürler.”
Nassim Taleb’ in siyah kuğu ve anti kırılganlık kitaplarını korona dönemlerindeki karantina süreçlerinde okumuştum, ve inanın bana anlamam hiç de kolay olmadı.
Henüz diğer kitaplarını okumadım, belki yazılış sırasına göre okumuş olsaydım, terminolojiyi daha kolay anlar ve verimli bir okuma olabilirdi. Okumak isteyenlere burdan naçizane bir tavsiye olsun…
Hiç birimiz kaosları, belirsizlikleri, deprem gibi öngörülemeyen durumları sevmeyiz, ve hiç birimiz bir hidra değiliz elbette ki
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda ve daha öncede bahsettiğim gibi mağdur edebiyatı arkasına sığınma, kurban bilincinde olmayla ilgili hafızalarla büyütülen bir toplumun çocukları olarak işimiz hiç kolay değil.
Üstelik insan kendi deneyimlerini de göremeyebilir ama;
Anti kırılgan bakış açısıyla;
Bilgi ışığımız olsun bizi aydınlatsın,
Bu bilinci taşıyan insanlarla birlikte zinciri kıralım, ve yeni nesillere bu bilinci biz aktaralım.
Ve lütfen “ bir tek benim değişmem ne işe yarayacak “ tuzağına düşmeyelim.
Stres ve değiştiremediğimiz olaylarla savaşmak, ya da sızlanmak yerine onları yönetmek için yeni yollar keşfedelim
Yaratıcılığımızı ve problem çözme becerilerimizi geliştirelim
Kadere küsmek yerine olaydaki sorumluluklarımıza yönelim
Sakinlikle yeteneklerimizi keşfedelim
Cesaret korkmamak değildir, korkuya rağmen üzerine gitmektir. O maceracı tarafımızı aktifleştirelim.
Günün niyeti;
“ Korkuyu basirete, acıyı bilgiye, hataları başlangıçlara ve arzularımı girişime dönüştürmeye,
Başkalarının hatalarını yargılamak, eleştirmek , suçlamak yerine onlardan ders almaya
niyet ediyorum.
Bana zarar vermeye çalışan insanları, aslında beni büyütmeye gelen birer ruh olarak görmeyi,
Gerginliklerimi şikayet aracı olarak kullanmak yerine onlarla zenginleşmeyi seçiyorum.
Ve içimdeki gücü farkedip, özgüleşmeye niyet ediyorum "
Sevgi ve lşıkla
Neslihan

