Sevgili dostum, Nesli Şifaya, şifamıza hoş geldin…
Bugün sana küçük bir tohumdan söz etmek istiyorum. Toprağın altında yaşayan küçük bir tohum…
Etrafı karanlıkmış. Gökyüzünü, güneşi ve dışarıda onu neyin beklediğini bilmiyormuş.
Bir gün kendi kendine sormuş: “Ben gerçekten bir ağaç olabilir miyim?”
Sonra yağmur yağmış. Toprak ağırlaşmış. Tohum korkmuş…
“Ya büyüyemezsem?”
“Ya yeterince güçlü değilsem?”
“Ya dışarı çıktığımda kırılırsam?”
Tam o sırada yaşlı bir kök ona şöyle demiş:
“Tohumun görevi ağacın tamamını görmek değildir. Sadece bir sonraki adımı atacak kadar cesur olmaktır.”
Tohum önce küçük bir kök salmış. Sonra toprağı yarıp küçücük bir filiz çıkarmış. Bazen rüzgârda eğilmiş, bazen soğukta donmuş, bazen büyüyemeyeceğini düşünmüş.
Ama her seferinde biraz daha kök salmış.
Yıllar sonra büyük bir ağaca dönüşmüş.
Bir gün küçük bir tohum ona sormuş: “Sen nasıl kendine güvendin?”
Ağaç cevap vermiş:
“Ben kendime güvendiğim için büyümedim. Büyüdükçe kendime güvenmeyi öğrendim.”
Benim kendime güvenme hikâyem de biraz tohumunkine benziyor desem...
Çoğu zaman önce kendime güvenmek, tam olarak hazır olmak sonra harekete geçmek istiyorum. Biraz sabırsızım…Süreci sevmiyorum…Bunu sadece kendim de değil…Çalıştığım dostlar da görüyorum;
“Özgüvenim gelsin, sonra başlayayım.”
“Korkum geçsin, sonra adım atayım.”
“Hazır olduğumu hissedeyim, sonra deneyeyim.”
Belki de kendine güven, yola çıkmadan önce sahip olman gereken bir duygu değildir.
Bazen yola çıktıkça oluşan bir deneyimdir.
Kendine güvenmek, kendini kanıtlamak değildir
Bazı konularda kendime güvenebilmek için de kendimi kanıtlamaya çalışıyorum..
Daha başarılı olursam…Daha güzel görünürsem…Daha çok kazanırsam…Daha az hata yaparsam…
Sanki şartlar oluşursa, o zaman kendimize güveneceğimizi düşünürüz.
Bu durumda güvenimizi farkında olmadan kendi içimize değil, şartlara- olaylara- kişilere- paraya bağlarız…Yani gücü dışarıda aramaya başlarız.
Halbuki içteki güç; Kendini sürekli kanıtlamak zorunda hissetmemektir.
Bugün kendimle birlikte sana da söylemek isterim ki;
Kendine güvenmek, hiç hata yapmamak değildir. Yanlış karar vermemek değildir. Hiç korkmamak da değildir.
Belki şudur:
“Yanlış karar verebilirim. Hata yapabilirim. Başarısız olabilirim. Ama bunlar olduğunda kendimi tamamen terk etmeyeceğim.”
Peki “Ben kendime güvenmiyorum” cümlesinin altında neler olabilir?
Bazen bu cümlenin güvenle hiç ilgisi yoktur…Altında başka inanç sistemleri ya da korkular vardır. Kendimle ilk çalıştığım zamanlarda karşıma çıkan korkularım şunlardı:
“Hata yaparsam, başkalarına zarar vermekten korkuyorum…Kendimi affedemem ”
“Başlarsam sürdürememekten korkuyorum.”
“Zarara uğramaktan korkuyorum..”
“Kendimi seçersem bazı insanları kaybedebilirim.”
Yani bazen sorun kendine güvenmemek değildir. Kendine güvenirsen olabileceklerden korkmaktır.
Bu yüzden “kendine güven sorunsalına” yalnızca “Kendine inan” diyerek yaklaşmak yeterli olmayabilir.
Bence önce şunu sormak gerekir:
Kendime güvenmediğimde kendimi neden koruyorum?
Kendi ağacını başkasının ağacıyla kıyaslamak
Bir çam tohumu, elma ağacına bakıp:
“Neden benim dallarım onunki gibi değil, ya da neden meyve vermiyorum?”
diye sormaz.
Ama biz insanlar bunu çok sık yapıyoruz. Böyle öğreniyoruz galiba…
Başkasının geldiği yere bakıp kendimizi yetersiz hissediyoruz.
Ya da kendi tohumumuzun toprağın altında olduğu bir dönemde, başkasının ağacına bakıp kendimizi başarısız ilan ediyoruz..
Onun ağacını görüyoruz..Ama kaç yıl toprağın altında kaldığını bilmiyoruz…Ya da hangi fırtınalardan geçtiğini bilmiyoruz…
Bizim görevimiz başka bir ağaca dönüşmek değil.
Kendi tohumumuzun neye dönüşmek istediğini keşfetmek.
Psikolojide öz-yeterlik, kişinin belirli bir şeyi yapabileceğine dair inancıdır.
Bu inanç yalnızca: “Ben yapabilirim.” demekle oluşmaz.
En güçlü şekilde, yaşadığımız deneyimlerle gelişir.
Kendimize küçük bir söz veririz. Ve o sözü tutarız. Zihnimiz bunu kaydeder:
“Bak, bunu yaptın.”
Sonra bir kez daha deneriz.
Ve zamanla yeni bir inanç oluşur:
“Belki her şeyi yapamam. Ama zorlandığımda ve düştüğümde kendimi yeniden toparlayabilirim.”
İşte güven böyle büyür. Bir anda değil. Küçük deneyimlerle.
Tıpkı bir tohum gibi…
Bazen büyümek, önce çatlamaktır
Bir tohumun büyüyebilmesi için önce kabuğunun çatlaması gerekir. Bu çürümek değildir…Müthiş bir doğumdur…
Hayatımızda da bazen eski bir kimlik, ilişki ya da inanç artık bize yetmez.
Ve biz: “Ben dağılıyorum.” “Kaybettim..” Terk edildim..”diye düşünürüz.
Oysa belki eski kabuğumuz artık bize yetmiyordur. İçsel bir doğum bizi bekliyordur..
Her acıyı romantikleştirelim demiyorum… Bazen kırılmak sadece kırılmaktır.
Ama bazı kırılmalar yaşanıyorsa, bu zamanla yeni bir büyümenin başlangıcına dönüşebilir.
Bugün hangi tohumu sulamayı seçiyoruz?
Kendime şunu soruyorum;
“Hayatımda büyümek isteyen hangi tohum var?”
Bir fikir mi? Bir yetenek mi? Yeni bir başlangıç mı? Uzun zamandır ertelediğin bir karar mı?
Sonra yine soruyorum:
“Bugün onu büyütmek için atabileceğim en küçük adım ne?”
Bir telefon görüşmesi…On dakika yürümek…Bir sayfa yazmak..Bir başvuru yapmak.
Bir “hayır” demek…Bir “evet” demek...Belki kendimi affetmek..
Ve kendime hatırlattığım en önemli şey;
“Büyük bir ağaca dönüşmeyi bugün tamamlamak zorunda değilim. Ama bugün bir kök salabilirim…”
Belki bugün hâlâ toprağın altındasın…Belki kabuğun çatlıyor…
Belki ilk filizini yeni verdin…Belki de ulu bir ağaçsın…
Önümüzdeki yaşam yolumuz ne kadar kaldı ise….
Mükemmel olmak için değil. Kendimizi duymak ve renklerimizi kucaklayabilmek için adım atmaya değer…
“Ben kendimi duyuyorum.”
“Ben kendime verdiğim sözleri önemseyebilirim.”
“Ben kendimi yarı yolda bırakmamayı öğrenebilirim.”
Çünkü kendine güvenmek;
Her zaman doğru karar vereceğine inanmak değildir.
Hiç düşmeyeceğine inanmak değildir.
Belki de kendini terk etmemeye karar vermektir…
“Düştüğümde kendimi orada bırakmayacağım.”
Kendi Ulu Ağacımıza Ulaşma Duasıyla
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Her insanın bir ağacı vardır ve bu ağaç bir çemberin içinde etrafında koca bir alan ama kökleri derin . Dikeni olan ağaçın kökleri uzun olur ..Harika yazı