3 Nisan pazartesi saat 10.00
Ve Gün gelip çattı , buluşmamız için heyecanlıyım, açıkçası biraz da gergin…
Kendime sakin sessiz bir köşe arıyorum. Fakat tüm köşe başları tutulmuş, kedilerimiz tarafından. Hepsi en güzel yerlere keyifle yerleşmişler.
Ve açıkta kalan bir Neslihan, hızla kendime bir yer buluyorum, kalabalıklarımın arasında.
Çünkü dakikalar kaldı randevuma, geç kalmak istemem buluşmaya.
Ve işte hazırım, misafirlerim de gelmek üzereler..
Kimler misafirlerim?
Geçen haftaki anti kırılganlık yazımı okuyanlar hatırlayacaktır, yazıyı yazarken bazı sesler yükseldi, içimden.
Sanki toprağın altından uyanışa geçen bir filiz gibi toprağı yarıp gün yüzüne çıktılar, kendileri.
Hepsi benim içimden, hepsi benden bir parça, milyonlarca parçamdan biri olarak burdalar. İç seslerimin sahipleri olan benlikler.
İtirazı vardı onların; zalimlere, zorbalara, yapılan haksızlıklara…
O yazıda mazlumun yanında bir Neslihan’ la randevulaştık, bugün onu bekliyorum.
Kurban ve Özgür İrade
Neslihan zalimleri-masumları nerde tanımıştı, geçmişe bir göz gezdiriyorum hemen.
Filimlerden,
Okuduğum kitaplardan,
En yakınlarımdan,
Kendi deneyimlerinden…
Hepsinin ortak noktası, çaresizlikle gelen mağduriyetti. Artık, bir taraftım onların hikayesinde.
Arkadaşımın alkolik babasının ailesine yaptığı eziyetlerde,
Kandırılan masumlarda,
Ayırım yapan öğretmenimin sınıfında,
Mazlum olan ve mazlumun yanında bir ben vardım.
Öyle bir sahne var ki, bugün bile burnumu sızlatan, bunu da eklemek isterim kayıtlara.
Aynı jenerasyonun çocuklarıysak eğer, sen de hatırlayacaksın o sahneleri eminim, Adile Naşit- Münir Özkul filimlerinden…
Zengin kız, fakir oğlan aşkında;
Münir Özkul, hikayedeki fakir erkeğin babasıdır ve aşka engel olan kızın babasının karşısında dimdik, fakir ama onurlu halleriyle masaya yumruğunu vurup;
“ Sen misin zengin. Ben mi !!! “ haykırışlarıya ailesini korur.
Sesi hala kulaklarımda.. İşte misafirim geldi, bu sesle..
Mazlumun tarafında olan Neslihan…
- Hoşgeldin Neslihan. Nasılsın? Sabrın için teşekkür ederim, biraz beklettim özür dilerim, iyi ki geldin. Davetime icabet ettiğin için çok sağol.
(Ve başladı hasbihâl)
-Hoş bulmadım Neslihan!! Sana biraz kızgınım aslında, o kötü olaylardan bu kadar etkilenen insanlar için sen, kendileri mi bunları seçiyor dedin, yazında.
Öyle saçmalık olur mu!!! İnsan zorbalıkları haksızlıkları, kendisi neden seçsin hayatında. Kötü insanlar var bu dünyada hayatına girer ve alt üst eder hayatını, değiştirmezsin.
-Çok Haklısın Neslihan, baktığın yerden o kadar haklısın ki çok iyi anlıyorum, seni.
( Sanki biraz sakinledi..)
Bu konuyu anlamanın, anlatmanın kolay oldugunu söyleyemem ama itiraz etmeden önce beni açık fikirle dinlemeye ne dersin?
(Onun onaylayan bakışını yakalıyorum, bu bana cesaret veriyor ve sözlerime devam ediyorum.)
İnan bana bu bütün insanların başına geliyor yalnız değilsin, önemli olan bunu anlayabilmek ve yola hediyelerinle devam edebilmek.
Her zaman seçimlerinle, realiteni- gerçekliğini değiştirebilmenin mümkün olduğunu göstermek için seninle görüşmek istedim.
İyi ki geldin
Bu konuşmayı kolaylaştırmak için, şu ana kadarki sabit bakış açılarımızı, geliştirdiğimiz ön yargılarımızı, filtrelerimizi iptal etmeye, bariyerlerimizi indirmeye ne dersin?
(Kabule geçen, ama her an itiraza hazır tavrını, diğer yandan da altından neler çıkacak acaba diyen o meraklı bakışını yakalıyorum)
Onunla didişmeye hiç niyetim yok. Sakince, ses tonumu yavaşlatıp daha yavaş bir ritimde konuşmaya başlıyorum.
Neslihan sana okuduğum bir kitaptan alıntı yapmak istiyorum, teşbihte hata olmasın sadece bir hikaye.
Günlerden bir gün, Tanrı ruhlar aleminde ruhlara sorar, benim hangi özelliğimin sizde olmasını istersiniz?
Bir ruh el kaldırır, ben senin affediciliğine talibim. Tanrı, o ruhu yanına çağırır ve izin verir onun bu deneyimine. O anda şaşkınlık verici bir durum olur.
Yaradanın gözünden bakınca o, ruhların hepsini koşulsuz bir sevgiyle görür.
“Burada affedilecek bir şey yok ki “ der.
Aslında ortada kusur-hata yoktur sadece insan olmayı deneyimleyecekleri alanlar, olaylar, karşılaşmalar vardır.
O sırada diğer bir ruh el kaldırır ve eğer sen affetmeyi deneyimlemek istersen ben sana dünyaya indiğimizde yardımcı olabilirim.
İki ruh birbirine bakarken, biri diğerine;
“Sen nurdan-sevgiden bir halesin, benim seni affedebileceğim ne yapabilirsin ki “ diye sorar.
Arkadaş canlısı o ruh “ ben sana söz verdiğim gibi affetmeyi öğrenebilmen için kapını çalacağım , o zaman geldiğinde bu sözleşmeyi ve masumiyetimizi hatırla lütfen.“ der.
Sence hikaye nasıl devam eder, dünyada.
Bir tahminin var mı?
-İkisi bir yerlerde karşılaşır ve biri diğerine kötülük yapar, ve affetmeyi öğrenme başlar, öyle değil mi ?
Neslihan anlattığın yerden bakabilmek çok zor, canım acıyor haksızlıklardan, zulümlerden kalbim kırılıyor.
-Neslihan
Acını anlıyorum. Sen de beni anlamaya çalış lütfen. Bu acının içinde boğulursak hiç bir yere varamayız. Kurban psikolojisi ile yaşayıp, mutsuzlukla yola devam ederiz.
Hayatımızın kontrolünü başkalarına veririz, bize verilen en büyük hediyeyi, gücümüzü kaybederiz.
Unutma Bizler dünyaya bir insan olma deneyimi için geldik. Özgür irademizle seçtiklerimizi farkettikçe de gücümüzü elimize alırız. Ayrıca acılar, sevinçler, her şey de bizim için.
Mesela Melek olsaydık, şöyle dermiydik sence;
“ Ayy Neslihan, canım çok sıkıldı, bir hava alsak mı ne dersin? “
Başım çok ağrıyor, galiba hasta olucam, doktora mı gitsem”
Bu durumlar meleklere ait olabilir mi?
-Hayır, hepsi bize ait.
İnsan olarak hepimizin rolleri ve bunları öğrenene kadar da rolleri tekrar etme gibi bir durum var. Kimi durumlarda yaşadıklarımızı anlayamadan, öğrenmeden de gidebiliyor insan…
-Deneyimlediğimiz ya da öğrendiğimiz tam olarak nedir?
-Erdemler
-Erdemler derken?
-Dünyada insanlığa ait özelliklerdir. Kimileri bizde doğuştan var olan, unuttuğumuz ve hatırlamak için burda olduklarımız. Kimleri de sıfırdan öğrenmeye talip olduklarımız.
-Örnek verir misin ?
-Mesela arkadaşın, babasının deneyimiyle nasıl bir kişiye dönüştü?
-Kriz yönetimi harikaydı, hoşgörülü ve sabırlıydı.
-Peki sen sınıfta ayrım yapan öğretmeninden ne öğrendin?
-Adaletli olmayı, ayrım yapmadan sevebilmeyi…
-Peki Münir Özkul rolünden?
-Cesareti, aile olmayı, koşulsuz sevmeyi..
-Kafanda biraz daha netleşti mi? Daha çok örneklendirebilirim, istersen.
-Çok sevinirim.
Sevgi, sabır, saf niyet mesela… ve biliyor musun bunları korku ve gücenmeyle de öğrenebiliriz,
Tarafsızlık, tolerans, adalet, bağışlayıcılık erdemlerini öfke, kibir, anlayış eksikliği ile deneyimleyebiliriz,
Güven, zeka, kararlılık, sadakat bunlar da birer erdemdir ve kimi zaman aldatılarak idrak edebiliriz.
Elbette ki bunları pozitif taraflarıyla da deneyimleyebiliriz. Hayatımıza adaletli birini alır ve ondan ilhamla da adaleti öğreniriz.
İşte bu noktada güç senin elinde, sen kim olmayı seçiyorsun. Hangi gerçekliği, var olan alandan kendi alanına tezahür ettiriyorusun.
Önemli olan bu.
Seçimle gelen güç ve güçle gelen talep etme kabiliyeti,
öz değerle gelen sınırlarını çizme ve neyi isteyip istemediğine dair netlikle oluşan çekim alanı
ve sonunda hayatına gelenler.
Şu ana kadar hayatına aldıklarına ve öğrendiklerine bakıp, yeni seçimlerle yoluna devam edebilirsin.
Karşılıklı uzun bir sessizlik…
-Teşekkür ederim Neslihan
Seninle konuşmak güzeldi, yine buluşmak isterim, çünkü henüz anlattıklarını tam olarak anlayamadım, hayatıma geçirebilirim diyemem. Ama gayret edeceğimden emin olabilirsin.
-Elbette ki ne zaman istersen..
Yalnız senden bir ricam var, bana sesini artık bir mağdur olarak duyurmak zorunda değilsin. Eşsizliğinle kim olduğunu hatırlayarak da bana ulaşabilirsin.
-Giderken sana sarılmama izin verir misin ?
-Seve seve
-Benim bir parçam olduğun için, bana öğrettiğin bütün erdemler için sana teşekkür ederim. Varlığınla daha iyi bir insan oldum. Bugün olduğum kişiyi sana borçluyum. Artık görevin tamamlandı. Mağdur olmak, mağdura taraf olmak zorunda değilsin Huzurla kal.
Günün niyeti
Olduğum bütün eşsizliği farketmeye, onu alıp kabul etmeye ve ışığımı tüm kainata yaymaya niyet ediyorum.
Ve buna engel olan tüm bilinçleri an itibari ile serbest bırakıyorum.
Sevgiyle ve ışıkla
Neslihan

