Bir derviş, şeyhine gider ve der ki:
“Kalbim çok karışık. Dua ediyorum ama huzur yok. Neyi eksik yapıyorum?”
Şeyh ona bir tas su verir ve içine bir avuç toprak atar. “Bak,” der, “iç.”
Derviş yüzünü buruşturur: “Bu bulanık su içilmez.”
Şeyh tası alır, bir kenara koyar. Bir süre sonra tekrar uzatır. Toprak dibe çökmüştür.
“Şimdi iç.”
Derviş içer. Su berraktır.
Şeyh gülümser:
“Sen hep karıştırıyorsun. Oysa şifa, bazen karıştırmamaktır.”
Ramazan tam olarak budur. Karıştırmayı bırakma ayı.
Açlıkla Değil, Kendimle Karşılaştım
Hani bir an olur; okuduğunuz bir kitap, belki sadece bir satır ya da arkadaşınızın bir sözü sizde bir şeylerin uyanmasına vesile olur. Güzeller güzeli arkadaşım Aysel’in şu cümlesi de benim için öyle oldu:
“Yapılması gereken bir şey varsa, onu sevip sevmemeye bakmam, yaparım.”
Bu cümle o günden beri içimde yankılanıyor. Çünkü ben çoğu zaman hayatı başka bir soruyla yaşıyordum: Bunu Seviyor muyum? Haz alıyor muyum? Kolay mı? Keyifli mi?
Çünkü modern dünya bize bunu öğretiyor: İyi hisset. Zorlanıyorsan bırak. Hızlı tüket. Hızlı geç. Keyifle Yaşa…
Oysa iyileşmek çoğu zaman haz vermez. Travmayla yüzleşmek haz vermez. Beklemek haz vermez. Oruç haz vermez. Ama tüm bunların hepsi bizi büyütür.
Psikolojide buna haz erteleme kapasitesi denir: Anlık rahatlık yerine uzun vadeli iyiliği seçebilme becerisi. Çocuk zihnimiz hemen ister. Olgunlaşan zihin ise bekleyebilir.
Oruç tam da bunu öğretir. İstediğinle, yaptığın arasına bilinçli bir boşluk koymayı…
O boşlukta şunu fark edersin: Her huzursuzluk hemen giderilmek zorunda değildir. Her istek acil değildir. Haz ertelemek kendini cezalandırmak değil, aksine kendine güvenmeyi öğrenmektir.
Ve belki de Ramazan’ın en sessiz öğretisi budur: Bekledikçe berraklaşan bir kalp.
Tok Bir Zihnin Gürültüsü
Dün akşam eşim;
“Neslihan ben hiç boş kalmamalıyım. Zihnim sürekli konuşuyor hiç susmuyor” derken şunu fark ettim:
Ramazan’da midemizi boş, bedeni aç bırakmaya çalışırken aslında gerçekte hiç aç kalmıyoruz.
İşle, takdirle, konuşarak, güçlü görünerek, bize ait olamayan sorumluluklarla kendimizi sürekli doyuruyoruz.
Şöyle bir bakıyorum da kendime, midemden çok zihnim tokmuş aslında. Hem de tıka basa tok.
Gerçekten aç olan midemiz mi, yoksa yıllardır susturduğumuz bir yanımız mı? Ve boşluk sadece midemiz için mi gerekli, yoksa zihnimiz içinde mi?
Belki bu ayın en büyük mucizesi, midemizin değil, aklımızın, kalbimizin boşalmasıdır.
Ve belki de Ramazan açlıkla zihnimizi de boş bırakmayı öğretir, ve kendimize yer açılır.
Ramazan: Azaltarak Arınmak
Biz artırarak iyileşeceğimizi sanıyoruz. Daha çok bilgi. Daha çok üretim. Daha çok kontrol.
Ramazan ise azaltır. Yemek azalır. Uyarıcı azalır. Kaçış azalır. Ve azaldıkça görünür olur: Ne kadar dağınık yaşadığımız.
Tasavvufta “halvet” kavramı vardır: kalabalığın içindeyken içsel yalnızlığa çekilmek. Ramazan bir tür halvet gibidir. Gürültünün ortasında sessizleşme pratiği.
Mevlânâ şöyle der: “Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.”
Azaldıkça çatlaklar görünür. Ama o çatlaklardan ışık sızar.
Ve belki de Ramazan’ın gücü perdeleri azalttıkça içimizdeki ışığı fark ettirmesidir…
Güçlü Olmak Zorunda Kalan Yanımız
Çoğumuzda görüyorum; Oruçla bedenimizin sesleri daha da yüksek sesle konuşuyor; Sabırsızlık, baş ağrısı, huzursuzluk…
Dürüst olamam gerekirse, eskiden yargılayarak, büyük büyük konuştuğum hatta sinirle;
“Mübarek ayda böyle sinirli olup kalp kıracaksan tutma kardeşim oruç, Allah senden bunu mu istiyor ” dediğim anlar olurdu. (Şimdi hepsinden özür diliyorum…)
Evet oruç sadece mideyi değil, savunmaları da zayıflatır. Tahammül azalır. Yorgunluk artar. Duygular çıplaklaşır.
Artık insana yüzleşmekten başka bir çare bırakmaz. Ramazan’da erteleyecek yer kalmaz.
Sanki bedene saklı travmalar; “Yeter beni ertelediğin, beni gör!!! “ diye feryad eder.
Sevgili Dostum…Bazılarımız güçlü olmayı erken öğrenir. Ağlamamayı. Dağılmamayı. Susup içine atmayı. Kimseyi yormamayı. Her şeyi kendi çözmeyi…
Travma her zaman büyük bir olay değildir. Bazen sürekli “iyi” olmak zorunda kalmaktır. Bazen ağlamayı ertelemektir. Sonuçta, her ne olursa olsun içimize atarız.
Ve belki de Ramazan’ın mucizesi Olayları romantikleştirmeden, dramatize etmeden, patlamadan sabırla yüzleşmemizi sağlamak. Ve kalbi inceltmektir…
“Sabır, acıya katlanmak değil; acının içindeki hikmeti görebilmektir.” Hz. Mevlânâ
Direnç ve Teslimiyet
Ramazan yaklaşırken içimde hep hafif bir cızırtı olur. Sanki bir yanım direnir. Hatta bu ramazan yaklaşırken zorlu deneyimler yaşadım da diyebilirim.
Bir hadiste şöyle geçer:
“Ramazan geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Sahih Buhari, Sahih Muslim)
Belki de zincire vurulan sadece dışarıdaki kötülük değil; içimizdeki alışkanlıklar, bizi aşağı çeken düşünce kalıplarıdır.
Arınma başlamadan önce direnç artar. Sessizlik gelmeden önce gürültü yükselir. Sular durulmadan önce bulanır. Aydınlıklardan önce zifiri karanlıklar …
Ve belki de Ramazan’ın ilhamı; zifiri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak teslimiyet klavuzudur.
Beklemek: Travmaya Karşı Bir İbadet
Dün iftar saatini beklerken bir an şunu idrak ettim:
Açlık geçiyor.
Bu basit cümle gibi ama travma yaşamış bir zihin için küçümsenecek bir şey değildir. Çünkü travma bize hep aynı cümleyi fısıldar:
“Bu hiç bitmeyecek.”
Oruç ise her gün başka bir hakikati gösterir:
Bitiyor. Güneş batıyor. Ezan okunuyor. Sofra kuruluyor. Ve açlık bitiyor…
Kur’an’daki şu ayet sanki tam da bunu anlatır:
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi 6)
Beraber. Sonra değil. İç içe.
Demek ki beklemek sadece sabretmek değil; zamanın akışına yeniden güvenmeyi öğrenmektir.
Ramazan Ritüeli: Berraklaşmaya Alan Açmak
Bu çalışmayı iftardan önce ya da sahurdan sonra, sessiz bir anda yapabilirsin.
1. Gürültüyü Fark Et
Bir kağıt al ve şu soruyu yaz:
“Şu an içimde en çok ne konuşuyor?”
Kontrol mü? Korku mu? Yetişme telaşı mı? Güçlü görünme ihtiyacı mı?
Filtrelemeden yaz. Spiritüel görünmeye çalışma. Sadece dürüst ol.
Sonra şu soruyu ekle: “Bu ses ne zamandır benimle?”
Belki bugünün değil, yıllardır taşıdığın bir yük konuşuyordur. Bu fark ediş bile karıştırmayı bırakmanın ilk adımıdır.
2. Suyu İçerken
Bir bardak su al. Bir süre sadece bak.
Suyun berraklığına bakarken içinden şunu söyle:
“Hayat kendi berraklığını bilir. Ben her şeyi çözmek zorunda değilim.”
Sonra suyu yavaşça iç.
Bu, kontrolü bırakma pratiğidir. Bulanıklığı zorla temizlemek yerine, çökmeye izin vermektir.
3. Bırakma Cümlesi
Şu cümleyi tamamla:
“Bu Ramazan …………… bırakıyorum.”
Herkesi memnun etmeyi mi? Sürekli güçlü görünmeyi mi? Geçmişi zihninde tekrar tekrar yaşamayı mı?
Yaz. Katla. Bir yere koy.
Ramazan boyunca o kağıt senin sessiz şahidin olsun.
Günün Niyeti
Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d Suresi 28)
“Kalbimin Allah’ı andığı huzurla dolduğu bir ay olmasına niyet ediyorum.”
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

