Bir Seans Anı “Her Şey Yolunda Ama…”
Seansta bir an durdu, sonra sakin bir sesle şöyle dedi:
“Neslihan Hocam, aslında her şey yolunda. İşim var, ailem var, arkadaşlarım var… Ama içimde bir boşluk var ve nedenini bulamıyorum.”
Söyledikleri mantıklıydı. Hayatı dışarıdan bakıldığında tamamdı. Ama içinde henüz fakında olmadığı, söylenmeyen bir şey daha vardı.
Eksik olan bir şey değil, uzun zamandır görülmeyen bir yer.
Sorular sormaya başladım:
“ Bu his ne zaman başladı, neler tetikliyor, nasıl geçiyor…”
Cevaplar geliyordu ama içimde bir his; “ bunlar değil başka bir şey var.” diyordu.
Sonra, sohbetin bir yerinde;
“Son zamanlarda tekrar eden bir rüya, ya da aklından çıkmayan bir görüntü var mı?” diye sordum.
Bir an durdu. Sonra şöyle dedi:
“Evet…Rüyamda sürekli camı kırık bir ev görüyorum. İçine girmiyorum. Sadece bakıyorum.”
İşte o an şunu fark ettim: Akıl konuşmayı bırakmıştı. Söz artık semboldeydi.
Bu görüntünün ne anlama geldiğini açıklamadım. Çünkü semboller açıklanmak istemez. Onlar temas ister.
Sadece şunu sordum:
“O evde olsaydın, en çok hangi odaya bakmak isterdin?”
Gözleri doldu. “Çocuk odasına,” dedi.
Ve O gün, çok önemli bir yere temas etmiştik.
Sevgili dostum, hoş geldin.
Yine bir niyetle, yine şükürle, yine şifada buluştuk. Bugün şifa yolculuğumuzun keşfi semboller… Bir başka deyişle, kendimizi ve hayatı okumak.
Çünkü; “Hayat her zaman kelimelerle konuşmaz.”
Bazen bir rüya olur.
Bazen içimizde tarif edemediğimiz bir his.
Bazen de her şey yolunda görünürken, içeride bir boşluk hissi...
Jung’un çok sevdiğim bir sözü vardır: “Ruh bazen açıklama istemez. Görülmek ister.”
İşte Jung’un psikolojisi tam da burada başlar. İnsanı sadece nedenleriyle değil, sembolleriyle dinlediğimiz yerde. Çünkü bazı şeyler anlatılarak değil, fark edilerek iyileşir.
Sembol Açıklama Değil, Davettir…
Akıldan Sembole, Sembolden Ruha: Jung’un Yolculuğu
Sembol deyince akla ilk gelen isim Carl Gustav Jung’tur. Freud’un en parlak öğrencisidir, kendisi.
Ve modern psikolojinin en rasyonel zeminlerinde yetişmiştir. Zihin, dürtüler, bastırma mekanizmaları… Her şey açıklanabilir, sınıflandırılabilir ve kontrol edilebilirdir.
Ama Jung bazı noktalara Freud’tan faklı bakar, onun için bir şeyler eksiktir;
Danışanlarının rüyalarında, mitlerde, masallarda, dini imgelerde tekrar eden semboller vardır. Ve bu semboller sadece kişisel geçmişle açıklanamıyordur.
Jung’a göre insan, sadece yaşadıklarının toplamı değildir. İnsan, aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.
Bu yüzden rüyalar ve semboller, çözülecek bilmeceler değil, dinlenecek mesajlardır. Bilinçdışı kelimelerle değil, imgelerle konuşur.
Bazen bir ev olur, bazen bir yol, bazen hiç girmediğimiz bir oda…
Sembol ne yaşadığımızı açıklamaz. Bize yaşadığımız yerin neresi olduğunu gösterir. Ve bazen tek yaptığı şey şudur: Bizi kendimize doğru çağırmak.
Kolektif Bilinçdışı: Neden Bazı Semboller Tanıdık Gelir?
Bazı rüyalar vardır; ilk kez görürüz ama yabancı gelmez. Hiç yaşamadığımız bir sahne, hiç tanımadığımız bir figür içimizde bir yere dokunur.
Jung’a göre bunun sebebi şudur:
İnsan zihni sadece kişisel hatıralardan oluşmaz. Hepimiz, farkında olmadan ortak bir sembolik miras taşırız.
Anne figürü,
Yolculuk,
Karanlık bir orman,
Bilge bir yaşlı,
Kaybolmak ya da eve dönmek…
Bunlar bize öğretilmez. Ama gördüğümüzde içimizde bir yer yanıt verir.
Jung bu alana kolektif bilinçdışı adını verir. Bu, herkesin aynı rüyayı görmesi değildir. Ama aynı sembollerin, farklı hayatlarda benzer duygulara dokunmasıdır.
Bu yüzden o rüyadaki ev, sadece bir kişiye ait değildir.
O ev, birçok insanın içinde durduğu ama girmeye cesaret edemediği bir yerdir.
Jung’un “ruh görülmek ister” dediği yerde,
Tasavvuf yüzyıllardır şunu söyler: Kalp, hatırlanmak ister.
Sembol çalışmaları tam da bu hatırlayışın dilidir. Ne sadece psikolojidir, ne sadece maneviyat. İkisinin buluştuğu yerde, insan kendine yaklaşır.
Aktif İmajinasyon: İçsel Yolculuğun Kapısı
Jung danışanlarına sadece “anlat” demezdi. Görmelerini isterdi. Çizmelerini, yazmalarını, hayal etmelerini…
Aktif imajinasyon, bilinç ile bilinçdışı arasında bir köprüdür. Bu yöntemle insan, bastırdığını değil, duyulmak isteyen parçasını fark eder. Bu yüzden bu yöntem terapidir.
Çünkü insan, kendini susturmayı bıraktığı yerde iyileşmeye başlar.
Küçük Bir Deneyim: Sembolünle Temas Etmek
Şimdi istersen, okuduklarımızı küçük bir deneyime dönüştürelim.
Rahat bir yerde dur. Gözlerin açık ya da kapalı olabilir. Son zamanlarda aklından çıkmayan bir rüya, bir görüntü ya da bir hisi hatırla.
Zorlamadan. Onu düzeltmeye çalışma. Yorumlama. Sadece orada durmasına izin ver.
Şimdi kendine şunu sor:
“Bu görüntü bana bir yerden sesleniyor olsaydı, nereden seslenirdi?”
Bir mekân… bir yaş… bir duygu…
Cevap gelmek zorunda değil. Sessizlik de bir cevaptır. Bu bir analiz değil. Bu bir dinleme hâlidir.
Bir Davet…
Belki senin de girmediğin bir iç evin vardır.
Camı kırık, kapısı aralık… Belki rüyaların, uzun zamandır sana bir şey anlatıyordur.
Sembol çalışmaları, doğru yorumu bulmak için değil, doğru teması kurmak içindir.
Eğer sen de akıldan biraz çıkıp ruhun dilini duymaya niyetliysen, Belki de artık bakmakla yetinmeyip o kapıdan içeri girme zamanı gelmiştir.🤍
Günün Niyeti:
“Yolculuğumda ruhumun bana fısıldadığı mesajları fark etmeye,
İçimdeki gizli odalara nazikçe dokunmaya niyet ediyorum.”
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

