Sevgili Dostum,
Nesli Şifaya, şifamıza hoş geldin…
Bazen hayat, önümüze öyle bir konu getirir ki, sürekli onu düşünüp; sadece onunla yaşarız.
Son günlerde benim içinde böyle bir konu oldu…Ve oldukça tatlı bir şekilde karşıma çıktı.
Kızlarımdan biri Avrupa’da yaşıyor. Diğeri de yakında taşınacak.
Bir yanım oldukça mutlu. Onların kendi hayatlarını kurmalarını, kendi yollarında yürümelerini şükürle izliyor…
Ama başka bir yanım da,
“Biraz daha yanımda kalın…” diyor.
İnsan ne tuhaf aynı anda hem sevinebiliyor hem de üzülebiliyor.
Ben bu hal içindeyken, çok sevdiğim dostum Duygu, bana bırakmakla ilgili Hz. Musa’nın asasının geçtiği ayetleri bir Instagram paylaşımında gönderdi.
Efsaneydi…Muhteşem anlatılmıştı…İlham olduğu şey muazzamdı…
Daha önce de defalarca “Farklı Neslihan’ları” görmüştüm ama o an, içime işleyen bir şeyler olmuştu.
Hissettiklerim elbette ki bir tefsir değil, kendi hayatım içinde, kendi ihtiyacımla gördüklerimdi.
Hakikati ancak Yüce Allah bilir..
Ayetler Tâhâ suresi 17-21 arasından alıntıydı:
“Sağ elindeki nedir, ey Musa?”
“Musa, ‘O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve onda başka ihtiyaçlarımı da karşılarım’ dedi.”
Allah ona: “Onu bırak, ey Musa!” dedi.
Musa asasını bıraktı. Asa yılana dönüştü. Musa korktu.
Allah: “Onu al, korkma! Biz onu ilk hâline döndüreceğiz.” dedi.
Bu ayetleri dinlerken kalbimde sen de vardın. Hemen sana da içimde yankılananları anlatmalıydım…
Allah zaten bildiği bir şeyi neden sorsun ki,
Burada bana neyi göstermeye çalışıyor olabilir ki,
Sonra Asa kötü de değildi, akisine işe yarıyordu. Allah neden bırakmasını istemişti ki,
Madem asayı bıraktı neden tekrar eski haline döndürüldü ki…
Bu işteki mucize neydi?
Ve zihnimde bir kelime belirdi:
Asalarımız…
Şüphesiz hepimizin elinde “tutunduğumuz” bir şeyler var:
Kimi zaman bir insan…Bir ilişki…Bir sıfat; annelik gibi...
Kimi zaman para, başarı, statü.
Kimi zaman tam tersi parasızlık, başarısızlık.
Kimi zaman başkalarının sevgisi veya onayı.
Kimi zaman geçmişimiz, belki günahlarımız.
Kimi zaman kontrol ya da haklılığımız.
Hatta bazen kendimiz hakkında yıllardır taşıdığımız bir düşünce: “Ben böyleyim.”
Burada asıl konu sadece elimizde olanı fark etmemiz değil,
Bunun da ötesine geçerek ona ne kadar ve niye dayandığımız, ve ona hangi gücü verdiğimiz olabilir mi?…
Bizim asamız nedir? Biz neye-niçin dayanıyoruz?
Asalara güç veriyoruz…
Gücümüzü veriyoruz…
Çünkü- bence- bazen asaların bize verdiği duyguyu, kolaylığı ya da bizi dönüştürdüğü insanı seviyoruz.
Burada oluşan inanç sistemleri ile kendimizce yeni bir insan modeli oluşturabiliyoruz. Bir süre sonra bu yapının biz olduğuna inanıyoruz.
Nasıl mı?
Kontrol bize güven veriyor. Zamanla güven duygusunu kontrolün kendisiyle karıştırabiliyoruz.
Haklı olmak bizi güçlü hissettirebiliyor. Zamanla gücümüzü haklı olmaya bağlayabiliyoruz.
Bir insanın sevgisi değerli hissettirebiliyor. Gücü o insana verebiliyoruz.
Geçmişteki bir kırgınlık bizi tekrar incinmekten koruyor gibi gelebiliyor. Gücü o anıya verebiliyoruz.
Bir hata ile gelen suçlulukla daha iyi biri olmaya çalışabiliyoruz. Gücü hatalarla suçluluğa, utanca verebiliyoruz.
Parasızlık bizi nazardan, kibre kapılmaktan koruduğuna inanabiliyoruz, gücü paraya verebiliyoruz.
Örnekleri çoğaltabiliriz… Ama hatırlayalım: bizler bu algoritmalar değiliz. Çok daha ötesinde varlıklarız.
Ve kendimize şunu sorabiliriz;
“Ben buna tutunarak ne hissediyorum, bununla kim olduğuma inanıyorum?”
“Neden bırakamıyoruz?”
Bazen insan kendisine iyi gelmeyen bir şeye bile tutunabilir. Çünkü tanıdık olan, bilinmeyenden daha güvenli gelir.
Tanıdık bir acı…Tanıdık bir ilişki…Tanıdık bir korku…
Zihin bazen iyi olanı değil, bildiği olanı seçebilir.
“Bırakmak” bizi ürkütebilir. Ve insanın içinden şu geçer: “Peki şimdi ne olacak?”
Belki bırakmanın korkutucu tarafı tam da budur.
Ne olacağını bilmiyoruz.
Yani Asa’nın dönüşmesinden korkan sadece Hz Musa değil. Belki biraz da biziz.
Belki de belirsizlik karşısında hemen kontrolü geri almak isteyen aklımızdır.
Hz Musa asasını bıraktığında…
Hz Musa asasını bıraktığında hemen huzura kavuşmuyor.
Korkuyor. Çünkü bıraktığımız şeyin ardından bazen boşluk gelir. Bazen sessizlik. Bazen belirsizlik. Bazen korku gelir…
Zihin bunları sevmez.
Belki güven tam da burada öğreniliyor.
Her şey yolunda olduğu için değil; ne olacağını bilmediğimiz hâlde hayatın içinde kalabildiğimiz için.
Belki de öğrenmemiz gereken; güvenle bırakmaktır. Bu sefer korkmadan asalar yeniden elimize gelir. Ama bu kez başka bir anlam taşıyor olabilir, ve onunla kurduğumuz ilişki değişebilir.
Asaya dayanma biçimini değiştirmek
Hayatımızdaki bazı şeyler de böyle olabilir.
Bir insan yeniden hayatımıza girebilir. Bir fırsat yeniden karşımıza çıkabilir. Bir ilişki başka bir biçimde devam edebilir.
Ama biz artık ona eskisi gibi dayanmayabiliriz.
Sevebiliriz ama sahip olmadan. Bağlanabiliriz ama kendimizi kaybetmeden. Plan yapabiliriz ama sonucu zorlamadan. Başarılı olabiliriz ama değerimizi başarıya bağlamadan.
Asa yine elimizdedir; ama bütün güç onun değildir. Onunla özgürce yaşarız.
Bırakmak, vazgeçmek değilse ne?
Bunları yazarken bile bırakmayı sevmediğimi fark ediyorum, çağrışımları hiç hoşuma gitmiyor. Ölüm gibi geliyor…
Burada ortaya çıkan gerçekte ben miyim? Yoksa yine içimde çalışan eski mekanizmalar mı?
Gözlemliyorum…
Tüm bunları bırakırken, “bırakmayı” yeniden tanımlıyorum;
“Bırakmak” her zaman;
Sevmeyi bırakmak değildir.
Unutmak değildir.
Yapılanlara hak vermek değildir.
Sorumluluktan kaçmak değildir.
Vaz geçmek değildir.
Bazen sadece şunu söyleyebilmektir: “Bunun benim üzerimdeki gücünü bırakıyorum.”
Geçmişi değiştiremeyeceğimi,
Bir insanı değiştiremeyeceğimi,
Her sonucu kontrol edemeyeceğimi,
Olanla savaşmayı bırakarak kabul ediyorum ve elimden geleni yapıp, hayatın kendi dönüşümüne alan açıyorum.
Belki senin de hayatında bırakmakta zorlandığın bir şey vardır.
Bir insan…Bir kırgınlık…Bir alışkanlık…Bir beklenti…
Bugün onu bırakmak zorunda değilsin.
Sadece fark et…Sağ elinde ne var?
Ve kendine sor: Ben buna neden dayanıyorum?
Belki cevap hemen gelmeyecek. Sorun değil. Çünkü bazen değişimin ilk adımı, bir şeyi bırakmak değil; onu ilk kez gerçekten görmektir.
Küçük bir şeyle başlayabiliriz. Ve kendimize şöyle diyebiliriz:
“Ben üzerime düşeni yapacağım. Ama sonucu zorla kendi istediğim yere getirmeyeceğim.”
Bazen korkunun geldiğini görebiliriz.
Ve belki o anda kendimize şunu hatırlatabiliriz:
Güven, hiçbir şeyden korkmamak değildir. Korkuya rağmen elimizi biraz gevşetebilmektir.
Ve bu harika bir başlangıç olabilir…
Son olarak; bırakmak, hiç üzülmemek değildir. Bir şeyin doğru olduğunu bilmek, onun hiç canımızı yakmayacağı anlamına gelmez.
Bazen gözyaşı, bırakamadığımız için değil; çok sevdiğimiz için gelir.
Çocuklarının kendi yollarına gitmesine sevinen bir anne, aynı zamanda onların artık eskisi gibi yanında olmayışına üzülebilir.
Ve belki şifa, bu iki duyguyu birbirine düşman etmeden taşıyabilmektir.
Sevinçle hüznün, tutmakla bırakmanın, sevgiyle özgürlüğün aynı kalpte yan yana durmasına izin vermek…
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Ne kadar anlamki bir bakis açisi...
Her seyi kontrol edemeyecegibi anlayip olaylara uzaktan bakabilme.
Gunume guzel bir bakis açisi kattin dostum Nesli
Tesekkur ederim