Sevgili Dostum
Nesli şifaya, şifamıza hoşgeldin…
Hayatına dönüp baktığında;
“Neden hep benim başıma geliyor?” dediğin,
Yanlış insanlar beni buluyor…Fedakârlık yapan taraf hep benim…diyerek şikayet ettiğin,
Ne zaman bir şeyler yoluna girecek… Ben elimden geleni yapıyorum ama yine de olmuyor… diye hayıflandığın oldu mu?
Bu yazının;
Sıkıştığımız “neden” sorularını aydınlatmasına, şu ana kadar göremediğimiz alanlara ışık tutmasına, sorumluluğumuz olan alanları belirlemeye, bakış açılarımızı genişletmeye… Sorumluluğumuz olmayan alanlardan da ayrışmamıza ilham olmasına niyet ediyorum…
Hayatı Okumaya Başlamak
Uzun zamandır insanın kendini tanıması üzerine “kendi kendini iyileştir” mottosuyla dersler, söyleşiler yapıyorum…Yazılar yazıyorum…
Geriye dönüp tüm bunlara baktığımda, bu iyileşme sürecinin hayatı- yaşadıklarımızı okumakla başladığına inanıyorum.
“Oku…Yaradan Rabbin adıyla oku” seslenişinin muhattabı olarak;
Belki de okumamız gereken yalnızca kitaplar değildir. Kendimizi… İlişkilerimizi…
Tekrar eden davranışlarımızı…Döngülerimizi…Duygularımızı da okumayı öğrenmemiz gerekir.
Teşbihte hata olmasın…
Hayatı, her birimizin kendini tanımak için özel bir eğitimlerden geçtiği bir okul gibi düşünelim…
Okulun öğrencileri var…Her an birbirlerine temas ediyorlar… Onlardan önce gelenler olduğu gibi, sonrasında gelecek olanlar var..
Birbirimiz üzerinden gelecek dersler ve ödevlerle bizi bu okuldan mezun etmeye çalışan yaşam oyunu kurucusu, müfredatı yazan, aynı zamanda okulun sahibi var…
Yaşam Oyunu ve Sahnedekileri Okumak
“Ben” gözlüğünden baktığımızda hayatı; “Ben ve bana yapılanlar ”gibi algılayabiliyoruz…
Gelin ilk okumamımızı buradan yapalım ; hayat sahnesinde yalnızca biz yokuz…
İnsanlar var. Onların seçimleri var.
Savaşlar, doğal afetler, toplumsal olaylar, geçmiş ve bizim kontrolümüz dışındaki olaylar var.
Bunlar yalnızca bizim iç dünyamızla ve bireysel derslerle açıklanamaz..Okul biraz kalabalık…Bazen dersler toplu gelir…
Bu yüzden “Her şey benim elimde, benimle ilgili” düşüncesine dikkat etmek gerekir. Çünkü her şey bizim kontrolümüzde değildir.
Öyleyse sorumuzu biraz değiştirebiliriz:
“Bütün bunların içinde ben neredeyim?”
“Ben burada neyi seçebilirim? Neyi seçemem?”
Seçim Gücüm Nerede? Okuması
Diğer yandan bu oyun içinde “ben ülkesinde” önemli bir yerimiz var… Yaşadığımız şeylere nasıl karşılık vereceğimiz konusunda seçimler yapabiliriz. Bu alanda sorumluluk bize aittir…
Olaylar karşısında; “Evet, kabul ediyorum” Hayır, kabul etmiyorum…” diyebiliriz..
Çünkü biz seçim yapmadığımızda farkında olmadan seçenlerin seçimini yaşarız. Bu durumun hayvanlar dünyasındaki sembolik okuması koyunlardır. Çoban nereye sürerse onlar oraya giderler…
Bize, bence muhteşem bir aynalama yaparlar…Direksiyon kimin elinde?
Seçim gücümün farkında mıyım?
Nerede kendi seçimimi başkasına bırakıyorum?
Nerede “Benim yapabileceğim hiçbir şey yok.” diyerek geri çekiliyorum?
Seçim gücümü nerede ya da hangi durumlarda kaybediyorum
Aynaları Okumak ile Aynadaki Görüntüyü Değiştirmeye Çalışmak
Bir aynanın karşısında durduğumuzu düşünelim.
Aynada gördüğümüz görüntüyü beğenmedik.
“Aynayı değiştireyim.” der miyiz?
Sanmıyorum.
Saçımızı düzeltiriz…Üstümüzü değiştiririz…Işığı veya açıyı değiştiririz.
Biz değiştikçe aynadaki görüntü de değişir, bizimle birlikte o da hareket eder.
Hayat da biraz böyle değil mi?
Bir şey hoşumuza gitmediğinde çoğu zaman aynaya değil, aynadaki görüntüye müdahale etmeye çalışıyoruz.
Eşimiz değişsin…Çocuğumuz bizi daha iyi anlasın.
İnsanlar bizi takdir etsin…İşlerimiz yoluna girsin.
Hayat biraz daha istediğimiz gibi davransın…
Çünkü dışarıdaki görüntü değişirse içeride de rahatlayacağımızı düşünüyoruz. Oysa tüm bunlar aynadaki görüntüler…. Ve bazen hayat bize çevremizdekiler üzerinden bir ayna tutuyor olabilir. Baktığımız onlar olabilir; ama gördüğümüz bazen kendimiziz…Dönüşüm görüntüde değil, bizimle başlar.
Sen Değiş, Dünyan Değişsin
Bu noktada, Gregg Braden’ın “Yedi Essene Aynası” olarak aktardığı yaklaşımdan bahsetmek istiyorum;
“İnsanın karşılaşmalarını ve ilişkilerini kendisine farklı yönlerden bakmasına vesile olan aynalar olarak ele alan bir anlatı vardır.”
Ben aynaları okuma fikrini, kendimizi keşfederken perdeleri kaldırabilecek araçlar olarak çok seviyorum. Ama buraya açmak istediğimde bir parantez var ve dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum… “Her şey bizim yansımamız değildir…”
Her Şey Benim Yansımam Değildir…Bazen Karşımızdaki Kendini Bizde Görür
“Hayat bir aynadır.” düşüncesinde dengeyi kaçırdığımızda şu yanılgıya düşebiliriz:
“Başıma gelen her şey benim içimdekinin yansımasıdır.”
Hayır.
Bir insanın sana yaptığı her şeyi sen yaratmadın. Bir başkasının öfkesi, aldatması, kıskançlığı… sana ait olmayabilir. Bazen yaptığı şey gerçekten yanlıştır.
Bir haksızlık, senin bilinçaltının sana gönderdiği bir mesaj olmak zorunda değildir.
Bazen uzaklaşman, bazen sınır koyman gerekir. Öğrenmen gereken belki sadece budur..
Aynaya bakarak her şeyi kendimize mesaj olarak anlamaya çalıştığımız durumlarda; bazen alınacak dersin bizimle hiç bir ilgisi yoktur, Biz karşımızdaki kişiye kendisini aynalarız. Bizde gördüğü şey Ona aittir… Güzellikler de …Kötülükler de…
Yedi Ayna: Hayat Bana Neyi Gösteriyor?
1. Kendimi gör; “Ben şu anda neyim?”
Birinin öfkesi…
Belki mesele yalnızca onun öfkesi değildir; onun davranışı bende kendi öfkemi, savunmamı ya da incinmişliğimi gösteriyordur.
Ayna bana soruyor:
“Bu karşılaşma bende neyi harekete geçiriyor?”
2. Yargımı gör; “Neyi yargılıyorum?”
Kontrolcü bir insan…
Belki onda yargıladığım şey, kendimde kabul etmekte zorlandığım bir tarafı ya da geçmişte beni yaralayan bir davranışı hatırlatıyordur.
Ayna bana soruyor:
“Onun hangi özelliğine neden bu kadar tepki veriyorum?”
3. Kaybettiğim parçayı gör; “Ben neyi kaybettim?”
Çok cesur biri…
Belki onda hayranlık duyduğum şey, hayatın bir döneminde kendimde kaybettiğim cesaret.
Ayna bana soruyor:
“Bende olup da unuttuğum ne var?”
4. Kendime vermeyi unuttuğumu gör
Bir çocuğun neşesi…
Belki onun neşesinde içimi ısıtan, kendime uzun zamandır izin vermediğim bir hâl olabilir.
Ayna bana soruyor:
“Kendime vermeyi unuttuğum ne var?”
5. Geçmişimi gör; “Hangi eski hikâyem yeniden konuşuyor?”
Değersiz hissettiren biri…
Belki bugünkü insanı değil, geçmişten taşıdığım bir reddedilme ya da terk edilme hikâyesini okuyorum.
Ayna bana soruyor:
“Bugünü gerçekten bugünden mi okuyorum?”
6. Karanlık tarafımı gör; “Kendi karanlık tarafımı görebiliyor muyum?”
Birinin bencilliği…
Belki onun davranışı, kendimde görmek istemediğim bir duygunun üzerini açıyor.
Ayna bana soruyor:
“Kendimde görmek istemediğim ne var?”
7. Kendime bakışımı gör; “Kendimi nasıl görüyorum?”
Biri bana güzel bir şey söylüyor ama ben yine de inanmıyorum.
Belki sorun onun sözlerinde değil; benim kendimi nasıl gördüğümde.
Ayna bana soruyor:
“Kendimi hangi gözle görüyorum?”
Ve Özetle Sevgili Dostum;
Kendine bak…Ama her şeyi kendine bağlama.
Sorumluluğunu al…Ama sana ait olmayan yükleri taşıma.
Kendini tanı…Ama kendini dünyanın merkezine koyma.
Aynaya bak…Ama aynada kaybolma.
Ne dersin…Belki hayatımızdaki bütün aynaların bize söylemeye çalıştığı şey şudur:
Başkalarını değiştirmek için değil, kendimizi daha doğru görebilmek için burdayız.
Ve belki kendine dönüş, bazen sadece şunu söyleyebilmektir:
“Ben burada ne yapabilirim?”
İşte bu küçük soru, insanın hayatındaki en büyük dönüşümlerin başlangıcı olabilir.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Şahane bir yazı, kaleminize sağlık💐