Belki de sorun çok çalışmamız değil, hiç dinlenemememiz.
“Sabah uyanıyorum ama dinlenmiş hissetmiyorum. Gün daha başlamadan içimde hafif bir ağırlık var. Yataktan kalkasım gelmiyor”
Son günlerde çalıştığım dostlarımdan özellikle de kadınlardan bu cümleleri duyuyorum.
Hatta geçen sabah eşimle konuşurken, savaşlarla, krizlerle, iklim problemleriyle dünyayı ne kadar yorduk, sanki o da tüm bunları insanlara geri yansıtıyor, derken bu durum daha küresel bir problem olabilir miydi diye düşündüm.
Kim kimi nasıl etkiliyor, tam olarak bilinmez ama günün sonunda çoğumuz bitkin düştük.
Normalde fiziksel olarak yorulduğumuzda uyku harika bir ilaçtır, insana… Hatta atalar derler ki; İş, adama bir şey yapmaz, yatar kalkar dinlenirsin. ”
Sevgili Dostum, Beden dinlenebiliyorsa asıl problem ne o halde?
Diğer taraftan bu kadar yorulacak, büyük bir fiziksel işler yapmadığımız halde bu yorgunluk nerden geliyor.”
Neden bu kadar yorgunuz?
Çünkü zihnimiz hiç durmadan çalışıyor.
Biraz haber, biraz sosyal medya, biraz gelecek planlarıyla gelen kaygılar, biraz yapılacaklar listesi…
Akşam olduğunda birçok insan aynı cümleyi söylüyor: Yoruldum…
Bu hafta bunun üzerine düşünme fırsatım oldu. Kendimi, dostlarımı, yakınlarımı gözlemleme şansım oldu. Kimileri hayat doluyken, kimilerindeki bezginliği anlamaya çalıştım. İşin sırrı neydi?
Belki de modern insanın en büyük sorunu çok çalışması değil. Belki de asıl sorun hiç dinlenememesi.
Burada bedenimizden bahsetmiyorum sadece.
Zihnimiz, duygularımız ve sinir sistemimiz de sürekli bir uyarı yağmurunun altında, sürekli çalışıyor..
İnsanın içindeki sessizlik alanı ise her geçen gün biraz daha daralıyor.
Hatta basit işlerimizi yaparken bile sürekli uyaranlarla birlikteyiz; yürürken müzik ya da podcast dinliyoruz. Sessizliğimizde kalamıyoruz…
Modern insanın sinir sistemi neredeyse hiç “dinlenme moduna” geçemiyor, sürekli alarm hâlinde kalmaktan yoruluyor.
Tam da bu noktada çok sevdiğim eski bir hikâye aklıma geliyor.
Bir adam çölde günlerdir durmadan yürüyormuş ve yanında da ona yol gösteren yaşlı bir derviş varmış.
Bir süre sonra derviş aniden durmuş ve yere oturmuş.
Adam şaşırmış.
“Niye durduk?” diye sormuş.
“Yolumuz uzun. Yetişmemiz gereken yerler var.”
Derviş gülümsemiş ve şöyle demiş:
“Çok hızlı yürüdük. Ruhumuz geride kaldı. Biraz bekleyelim… ruhumuz bize yetişsin.”
Belki de modern insanın yaşadığı yorgunluk tam olarak budur: Ruh, beden ve zihnin aynı anda aynı yerde olmaması.
Hayat hızlandı. Bilgi hızlandı. İletişim hızlandı. Beklentiler hızlandı. Ama insanın iç dünyasının ritmi aynı kaldı.
Ruh hâlâ sessizliği seviyor. Ruh hâlâ yavaşlığı seviyor. Ruh hâlâ anlam arıyor.
Fakat modern hayat bize sürekli şunu fısıldıyor: Daha hızlı ol. Daha üretken ol. Daha başarılı ol.
Ve biz çocukluktan itibaren fark etmeden koşmaya başlıyoruz:
“Acele et servis kaçacak.”
“Sınavda soruları bir dakikanın altında çözmelisin.”
“Her yere her şeye yetişmelisin; Anne-baba, eş, çalışan, arkadaş…”
Böylece hayat bir yarışa dönüşüyor. Koşarken çoğu zaman kalbimizi ve ruhumuzu geride bırakıyoruz.
Oysa insanın içindeki sistemde; zihin, kalp, ruh ve beden dengede bir ve bütün olmak istiyor.
Aksi halde, insanın içinde tuhaf bir boşluk oluşur. Her şey var gibidir ama bir şeyler eksiktir. İşte bu insanı hasta eden en önemli sebeptir.
Ruh yorulduğunda sadece huzur kaybolmaz.
İnsan harekete geçmekte de zorlanır. Yapmak istediği şeyleri bilir ama başlayamaz. Planlar kurar ama adım atamaz.
Zamanla bu durum insanın kendine olan inancını da zayıflatmaya başlar.
“Ben neden yapamıyorum?”
“Neden bu kadar isteksizim?”
“Eskiden daha güçlüydüm.”
Oysa çoğu zaman sorun irade eksikliği değildir. Sorun, ruhun yorulmuş olmasıdır.
Ruh yorulduğunda insan sadece dinlenmeye değil, aynı zamanda yeniden anlam bulmaya ihtiyaç duyar.
Belki de sorun bizim zayıf olmamız değil. Belki de sorun yaşadığımız dünyanın çok gürültülü olmasıdır.
Ve belki de bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla şey yapmak değildir. Biraz durmak. Biraz yavaşlamak. Biraz da içimizdeki sessizliğe dönmektir.
Çünkü bazen insanın yeniden güç bulması için yeni bir hayat kurması gerekmez. Bazen sadece durup, ruhunun yeniden kendine yetişmesine izin vermesi gerekir.
Ruhun Yeniden Sana Yetişmesi İçin 5 Küçük Egzersiz
Modern insanın ihtiyacı çoğu zaman büyük değişimler değildir. Küçük ama düzenli duraklardır.
1- Gün İçinde 5 Dakikalık Sessizlik
Telefonu kapat. Hiçbir şey yapmadan sadece otur. Zihnin konuşacaktır. Ama bir süre sonra içindeki gürültü yavaşlamaya başlar.
Ruhun sessizlikte nefes alır.
2- Yavaşlama Ritüeli
Günde bir işi özellikle yavaş yap.
Çayı yavaş iç. Yemeği acele etmeden ye. Yürürken adımlarını fark et.
Beden yavaşladığında ruhun ritmi de sana yaklaşmaya başlar.
3- Dijital Gürültüyü Azaltma
Sabah uyandıktan sonra ilk 20 dakika telefona bakmamayı dene.
Zihnin güne başkasının dünyasıyla değil, kendi iç dünyanla başlasın.
4- Küçük Ama Gerçek Bir Adım
Ruh yorgun olduğunda insan büyük adımlar atamaz.
Bu yüzden büyük hedefler yerine çok küçük bir adım seç; 5 dakika yazmak. 10 dakika yürümek. Bir sayfa okumak…
Hareket başladığında insanın kendine olan güveni yavaş yavaş geri gelir.
5-Kalbi Hatırlatan Bir Zikir
Zihni susturmanın en güzel yolu kalbi konuşturmaktır.
Yavaşça şu zikri tekrar edebilirsin: “Ya Selam” Her nefeste içinden söyle.
Bir süre sonra bedenin, zihnin ve kalbin aynı ritimde buluşmaya başlar.
Ramazanla Gelen Şifa
Ramazan sadece aç kalmak değildir. Ramazan aslında insanın hayatın hızını biraz düşürdüğü bir zaman dilimidir.
Yemek ritmi değişir. Gece uyanılır. Daha fazla dua edilir. Daha fazla içe dönülür.
Belki de bu yüzden Ramazan ayı birçok insan için sadece dini bir zaman değil, aynı zamanda ruhun yeniden nefes aldığı bir ay olur.
Ve belki de en büyük şifa burada saklıdır:
Biraz yavaşlamak. Biraz susmak. Kalbin sesini duymak Biraz da ruhumuzun bize yeniden yetişmesine izin vermek.
Günün Niyeti
Ruhumun ritmini hatırlamaya,
Zihnimin gürültüsünü biraz olsun yavaşlatmaya,
Hayatın hızına kapılıp kendimi geride bırakmamaya,
Kalbimin sesini yeniden duymaya niyet ediyorum.
Koşmam gereken yerde koşmayı,
Ama durmam gereken yerde durmayı öğrenmeye niyet ediyorum.
İçimdeki huzurun dış dünyadaki hızdan daha kıymetli olduğunu hatırlamaya niyet ediyorum.
Ve bugün,
Ruhumun, bana yeniden yetişmesine izin vermeye niyet ediyorum.
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Tüm yazınıza katılmakla birlikte şunu eklemek isterim. Aslında dünyaya bedenlenerek geliş amacımız zaten ruhumuzun sesini duyabilmek için değil mi? O seste sadece içteki sessizlikte aydınlığa çıkar. Meditasyon yapmak özellikle sessizlikte kalmak ve hiç olabilmek... bunların asıl amacı zaten tümüyle sessizleşebilmek için yaptığımız pratikler değilmi? Beyine "dur artık geçmiş ve geleceği düşünme sessizleş ve anda kal" demenin bir yolu meditasyon. Bunu tüm hayatımıza yaymanın sessizlikten geleni duymanın başkaları hakkında yorum yapmamanın, sadece kalpteki saf sevgiye, beynin sessizliğine, özümüze yaklaşmanın ve Arif olabilmenin bir yolunu bulmalıyız. Yoksa bu yorgunluklarımız malesef büyüyerek devam edecek ve artacak.