Sevgili dostum Nesli Şifaya, şifamıza hoş geldin…
Geçen hafta toksik pozitiflikten, zor duygulara yer açabilmekten bahsetmiş;
İnsan üzgün olabilir… Özleyebilir…Kırılabilir… Ama bütün bunlarla birlikte şükreden biri olabilir, diye eklemiştim.
Bu hafta yine ihtiyaca binaen eşim ve kızlarımızla yaptığımız sohbetlerden bu yazıya ilham olan konular doğdu…
Sanki sizde bizimle sohbet ediyorsunuz gibi aktarmak istedim, size…
Hanne;
“Her gün aynı yerden uyanmıyoruz.
Bazı sabahlar içimiz hafif… Şükretmek kolaylıkla akıyor…
Bazı sabahlar ise sınav stresi- kaygılarımız, belirsizlikler sanki bizden önce uyanıyor. Şükür zorlaşabiliyor…
Şükür bir his mi? Durum mu? Her zaman hissedilebilir mi? Kendimizi zorlayalım mı?”
Eşim:
“Şükür her zaman bir duygu olarak hissedilemeyebilir… Bazen bilinçli olarak seçilen bir bakış açısı. Bazen de unutulanı yeniden hatırlamak…
Ben bahsettiğin duygular geldiğinde, bir kaç adım geri çekilerek, büyük resimde olanları, bütündeki güzellikleri görmeyi öğretiyorum beynime…Ve buna zorlamak diyemem, belki eğitmek…”
Dürüst olalım…
Çoğu zaman içimizden şükretmek gelmez.
Kayıplarımız, korkularımız, stresimiz ya da belirsizliklerimiz o kadar büyür ki sahip olduklarımızı görmekte zorlanırız.
“Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe Suresi, 34:13)
İnsan neden çoğu zaman sahip olduklarından çok eksiklerine odaklanır?
Bu konuda Psikoloji ve nörobilim’ den iki bakış açısını paylaşabilirim;
İlki; “İnsan beyni mutlu olmak için değil, öncelikle hayatta kalmak için tasarlanmıştır.”
Bu nedenle zihnimiz doğal olarak tehlikeyi, eksikliği ve problemi fark etmeye daha yatkındır.
Öyle ki; onlarca güzel şeyin arasından gidip tek bir olumsuzluğa takılabiliriz.
İkincisi; psikolojinin “alışma etkisi” dediği bir durumu da buraya ekleyebiliriz…
Sahip olduğumuz güzelliklere zamanla alışmak; Sağlığımıza… Evimize…Sevdiklerimize…
Bir süre sonra bunlar görünmez hale gelir…
Şükür işte tam burada devreye girer ve görünmezleşen nimetleri yeniden görünür kılar…
Peki Şükür Zihni Zorlamak mıdır?
Az evvel şükür halini her zaman koruyamadığımızı ya da aklımıza bile gelmediğinden bahsettik. O halde zorla mı yapalım?
Eğer insan kendisini olumlu düşünmeye zorluyorsa bu, çoğu zaman gerçeği bastırmaktır.
Geçen hafta konuştuğumuz toksik pozitifliğe yakındır. Ayrıca zorladıkça dirençle karşılaşılan bir alan haline gelebilir…
Oysa Teşekkür hali- Şükür şunu söyleyebilmektir:
“Evet, canımı sıkan şeyler var. Evet, bazı alanlarda zorlanıyorum. Ama hayatım yalnızca bundan ibaret değil.” diyerek yönümüzü hayat bahçemizdeki dikenlerden alıp çiceklere çevirebilmektir…
İşte burada olumlu düşünmek ile şükür arasındaki fark ortaya çıkar. Olumlu düşünmek bazen bizi, geleceğe dair bir beklenti içine sokabilir.
Şükür ise içinde bulunduğumuz anda hâlâ var olanı görebilmektir. Beyni kandırmak yerine, beynin dikkatini çeşitlendirir.
Şükür Beyni Değiştirir mi?
Son yıllarda yapılan çalışmalar;
“Düzenli şükür pratiğinin stres düzeylerini azaltabildiğini, psikolojik dayanıklılığı desteklediğini ve kişinin yaşam memnuniyetini artırabildiğini gösteriyor.”
Odağımız - enerjimiz nerdeyse beynimizde o karşılık buluyor.
Sürekli eksiklere odaklandığımızda eksiklik hissi büyüyor.
Güzellikleri fark etmeye çalıştığımızda ise hayat kusursuz hale gelmiyor ama zihnimiz sonsuz olasılıklara açılacak kapasitesine çıkabiliyor…Frekansımız yükseliyor…
Belki de şükrün dönüştürücü gücü tam burada saklı.
Hayatı algılayış biçimimizi değiştirmesinde…Ve bununla birlikte gelen lezzette…
“Andolsun..Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.”
(İbrahim Suresi 7)
Şükür Nasıl Hayat Bulur?
Asırlardır gönül insanları şöyle anlatır:
“Şükür yalnızca dil ile söylenen bir teşekkür değildir.
Dil… Kalp…Hal… Hepsi teşekkür ’ün tamamlayıcısıdır.
Dil teşekkür ederken, Kalp güzelliklerin asıl sahibini görür. Hal ise sana verilmiş tüm bu hediyeleri yerli yerinde kullanabilmendir.
Bilgi verildiyse paylaşmak… İmkân verildiyse faydaya dönüştürmektir…
“Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur.”(Lokman, 12)
Bu ayet üzerinde düşündüğümde şunu görüyorum: Şükür, yalnızca dilde kalan bir teşekkür değil; öncelikle şükreden kişinin kalbine ve hayatına dokunan yaşanan bir hal…
Şükretmek Her Şeye Razı Olmak mıdır?
Bence şükür ve razı olmak kavramları bazı durumlarda yanlış anlaşılabiliyor…
Şükretmek;
Haksızlığa sessiz kalmak değildir. Değiştirebileceğini değiştirmemek değildir. Çaba göstermeyi bırakmak değildir.
Şükür;
Bugünün nimetlerini görebilirken yarının güzellikleri için emek vermeye devam edebilmektir.
Bir insan hem şükredebilir hem mücadele edebilir.
Hem kabullenebilir hem değiştirmek için adım atabilir.
Bu ikisi birbirinin zıttı değildir. Fakat zihin için siyah ve beyaz alanlar vardır ve aynı anda bunların olabileceğini anlayamaz. Yani “Hem- Hem” şeklinde çalışmaz.. İşte burda zihin terbiyesi devreye girer…
Hepimize ilham olması niyetiyle sevdiğim bir Anadolu hikâyesiyle devam etmek istiyorum….
Yaşlı bir çiftçi her sabah uyandığında:
“Allah’ım, bugün verdiklerin için şükürler olsun.” dermiş.
Bir yıl kuraklık olmuş.
Komşuları:
“Bu yıl da mı şükrediyorsun?” diye sormuş.
“Yağmura şükrediyordum, şimdi sabra şükrediyorum.” demiş.
Bir yıl sonra bereketli bir hasat gelmiş.
Bu kez:
“Şimdi neye şükrediyorsun?” diye sormuşlar.
“Nimete…” demiş.
“Peki hangisi daha zor?”
Yaşlı adam gülümsemiş:
“Nimet gelince onu kendinden bilmemek, darlık gelince de umudu kaybetmemek.”
Belki de şükrün özü tam burada saklıdır.
Sonuç Olarak…
Şükür;
Acıyı yok saymak değildir. Eksikleri inkâr etmek değildir.
Kendimizi zorla mutlu hissettirmeye çalışmak, kendimizi kandırmak hiç değildir.
Şükür;
Kalpte hissedilen… Bazen zihinde fark edilen…Ve hayatta yaşanan bir haldir.
Bazen bir duygu…Bazen bir seçim… Bazen bir bakış açısı…
Bazen de hiçbir şey değişmemişken, sadece baktığımız yer değiştiği için ortaya çıkan bir içsel genişlik…
Belki bugün kendimize şu soruyu sorabiliriz:
Hayatımda eksik olanlar kadar, hâlâ benimle olan güzellikleri de görebiliyor muyum?
Dengede buluşmak duasıyla…
Sevgi ve ışıkla,
Neslihan


Harika bir yazi, yuregine saglik