Sevgili dostum Nesli Şifaya- şifamıza hoşgeldin…
Yol arkadaşlarımın ifadesiyle; “Nesli Şahane’de” buluştuk…Yine Şükürle…
Konumuz;
Kişisel gelişim dünyasında son dönemlerde sıkça duyduğumuz bir çağrı: “Pozitif düşünmek.”
Aslında romantize edilince kulağa gerçekten harika geliyor…. “pozitif bakış”
Fakat dengeden kopuşla gelen bir alandan bakıldığında toksikleşebiliyor:
“Üzülme, geçer.” “Her şeyde bir hayır vardır.” “Pozitif ol yeter.” gibi çoğu zaman iyi niyetle söylenen sözler, dürüst olmak gerekirse;
İnsanın canı yanarken, kalbi kırılmışken ya da ağır bir yük taşırken teselli olmaktan çok anlaşılmamış gibi hissettirebiliyor...
Ya da bazen insanın yaşadığı acıyı, hüznü ve kırgınlığı görünmez kılabiliyor.
Oysa psikoloji bize zor duyguların düşman olmadığını söyler. Kaygı, özlem, öfke ve hüzün; bastırılmak için değil anlaşılmak için vardır. Bazen iyileşme, acıyı ortadan kaldırmakla değil ona yer açabilmekle başlar.
Peki buradaki denge nedir? Her durumda olumlu düşünmeye çalışmak gerçekten ruhumuza iyi gelir mi? Ya da başka bir tabirle; acı karşısında şükürle duruş nasıl olabilir?
Ne zaman içimde bir soru oluşsa; cevaplarım için, o anki kapasitemle ve ihtiyacımla;
Pozitif ilimlere…
Kadim bilgelikteki deneyimlere…
Ve içsel rehberliğime bakmaya çalışırım.
Yine aynısını yapıp, yolumu aydınlatan bir rehberliğe başvuracağım…
Ağlayan Bir Peygamber
O, hepimizin iyi bildiği bir isim…
Kıskançlıkla kuyuya atılan Yusuf’un yüreği yaralı babası: Hz Yakup…
Ben de… Sen de… Kendi hikayemizde mahrum kaldıklarımızla, özlediklerimizle bugün birer Yakup’uz aslında… Bu, bizim de hikayemiz…
Hz. Yakup’un belki en sevdiği evladı olan Yusuf’tan ayrılışının üzerinden yıllar geçmiş,
Özlemi her geçen gün büyüyüp, hasreti derinleşirken,
Kur’an O’nu,
“Öyle ki ağlamaktan gözlerine perde inmişti…” diye tasvir eder…
Bu kısmı çok önemsiyorum… Çünkü Allah mesajında O’nun hüznünü bizden gizlemiyor. Aksine detaylı bir paylaşım var…
Acaba Hz Yakup bugün yaşasaydı; ona şu tavsiyeleri verir miydik?
“Biraz pozitif düşün.”
“Kendini bu kadar üzme.”
“Artık olanı kabul et.”
“ Sen peygambersin…”
Bakışımı Hz. Yakup’ a çeviriyorum; çünkü aradığım cevap orda: O ne acısını inkâr ediyor ne de Rabbi’nden ümidini kesiyor.
“Ben kederimi ve hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum.” (Yusuf Suresi, 86) diyor…
Benim baktığım yerden bu ayet bana bir hakikati gösteriyor:
Üzülmek şükürsüzlük değildir.
Ağlamak imansızlık değildir.
Hasret çekmek tevekkülsüzlük değildir.
İnsan bazen çok sevebilir, çok özleyebilir, çok yorulabilir. Bu duyguları ile bir çok kimliği birden deneyimleyebilir… Mesele üzülüp üzülmemek değil; üzüntünün kişiyi isyana taşıyıp taşımamasıdır. Bu benlikleri Ondan daha büyük bir güce- özüne -Allah’a arz edebilir..
Yani denge; bu duyguların yokluğu değil, onların içinde rahmet denizinde olabilmektir…
Peki Toksik Pozitiflik Nedir?
Toksik pozitiflik, insanın yaşadığı zor duyguları kabul etmek yerine onları bastırmaya çalışması olabilir:
“Üzülme…Boş ver…Negatif düşünme”
Bu cümleler ilk bakışta olumlu görünse de bazen öyle değildir…
Bazen insanın o acının içinde oturması ve içinden geçmesi, oradaki öğretiyi okuması gerçek iyiliktir…
Çünkü bastırılan duygu kaybolmaz. Görmezden gelinen yara iyileşmez. İnkâr edilen acı dönüşerek hayatın başka alanlarında karşımıza çıkar.
Peki Ya Çözüm…
Acılarımız bazen aynı kalır.
Fakat onları taşıyan gönül özüne döndükçe genişler…Yaşadığımız şeyler bizi eskisi kadar zehirlemez.
Belki şükür tam da burada başlar.
Acıyı yok saymakta değil… Acının hayatın tamamı olmadığını fark etmekte, odağını tek bir alana kilitlememektir..
“Canım yanmıyor.” demek değil, “Canım yanıyor ama hayatım yalnızca bundan ibaret değil.” diyebilmektir.
Dikeni inkâr etmek değil, ayağımızda diken varken bile yürüyebildiğimizi fark etmektir.
Yağmuru reddetmek değil, yağmurun ardından gelecek güneşi de hatırlayabilmektir.
Sonuç olarak;
İyileşmenin ilk adımı: Dürüst olmaktır…
“Evet, üzgün olduğum, kırgınlık yaşadığım alanlar oldu.” diyebilmektir.
Bundan sonraki en önemli adım; bunları sahiplenip bugüne getirmemektir.
Ve böylece “An içindeki olan halimize” şükür kapısı daha samimi bir yerden açılır.
An içinde olmak deneyimi ise nefes çalışmaları, meditasyonlar, dua, zikir, bireysel terapiler gibi çok alandan deneyimlenebilir…
Dengede buluşmak duasıyla…
Sevgi ve Işıkla
Neslihan

