Rivayet odur ki;
Kaf dağının arkasında bilgelik ağacının dalları üzerinde, kuşların imparatoru olan bir kuş yaşarmış.
Efsaneye göre, çok uzun yıllar yaşayan bu kuş, ölümünün yaklaştığını hissedince etrafını kuru dallarla çevirirmiş.
Güneş kuru dalları yakınca kuşumuz yanar, kül olur, arkasından gelen mucizeyle de küllerinden yeniden doğarmış.
Mısır kaynaklarından, Yunan mitolojisine geniş bir coğrafyadan aktarılan hikayelerle gelen bu kuş;
Pers kültüründe, Zümrüdü anka- Simurg ,
Yunan mitolojisinde, Phoneix( Feniks) ,
Türk kültüründe, Hüma, Tuğrul, Talih Kuşu adlarıyla bilinir.
Ve yeniden doğuşun, umudun, dönüşümün temsilcisidir.
Anka, Hıristiyan kaynaklarında ölümden sonraki hayatı ve Hz İsa’nın yeniden doğuşunu simgelerken, diğer kaynaklarda mucizevi olanın, öze dönüşün, yaradana yakınlığın sembolü olarak kabul edilir.
Peki ya Bizler…..
Hangimiz küllerinden yeniden doğmadık ki! Kayıplar, İflaslar, ayrılıklar ve DEPREM…Kısacası yüreğimizi yangın yerine döndüren olayların hepsi.
Ve sonrasında ayağa kalkmak
Küllerinden yeniden doğmak.
Fenixler olmak…
Önemli bir not düşmek isterim buraya; bu ayağa kalkış, deprem sonrasında, acının hemen akabinde mümkün olmayabilir, elbette ki.
Küllerinden yeniden doğmak için kendimize zaman verilim. Lütfen
Her şey olması gereken zamanda, olması gereken şekliyle olur.
Bu konudaki bakış açılarımı yine geçmiş yazılarımdan okuyabilir ya da Nesli şifa akademi instagram sayfamızdan “ Acının içinden geçmek “ serisinden izleyebilirsiniz.
“Acının içinden geçmek “ ustanın elindeki demir gibi ateşle işlenip, zamanla harika bir kılaca dönüşmek.
Gelin “dönüşümü“ yine efsaneden dinleyelim,
Kuşlar diyarında, zalim kumandanın zulmüyle ezilen kuşlar durumu imparatorlarına bildirmek isterler, isterler ama O’ndan uzun süredir haber alamadıkları için de umutsuzluğa kapılırlar. Hayatta olmadığı dedikoduları da dileden dile dolaşıyordur.
Artık umutlar tükenmişken, O’nun varlığına delil olarak kanadından bir tüy geliverir, uzak diyarlardan.
İşte o vakit karar verir kuşlar, hükümdarlarını bulmaya…
Kuşlar aleminden temsilciler seçilir, hazırlıklar yapılır, ve yolculuk başlar, Kaf dağına….
Yolculukta 7 vadi - 7 sınav onları beklemektedir, tabii bizim kuşlarımız olacakları nerden bilsinler. Özgürce umuda kanat çırparlar….
İlk vadiye geldiklerinde; aman Allah’ım o da ne! Diledikleri ne varsa karşılarında, mucize ötesi bir yaratım.
İsteklerinin emeksiz, gayretsiz gerçekleşmiş olduğunu gören kimi kuşlar zevki sefayı seçerek gruptan ayrılırlar. İrade vadisindeki ilk sınav
İkinci vadiye geldiklerinde, büyük bir sis gözlerini kaplamış, hiç bişeyi göremez olmuşlar.
Bu sırada bülbül gülü özlemiş, ve özlemle yanan kuşlar geri dönmüşler- Aşk vadisindeki ikinci sınav.
Üçüncü vadiye geldiklerinde büyülendikleri olaylarla karşılaşmışlar,
Hiç sorgulamadan bilgisizlikle bu vadide kalmayı seçenler olmuş, ve çoktan amaçlarını unutup gitmişler. Cehalet vadisindeki üçüncü sınav
Dördüncü vadiye geldiklerinde ise bir umutsuzluk kaplamış, her yeri…
İçlerinde; Ya Simurg yoksa yolculuğun sonunda, Ya boşa harcadılarsa zamanlarını, Ya bu yolda ölürlerse, bir hiç uğruna…..sesleri konuşulmaya başlamış. Ve kimileri “yolun sonuna geldik” deyip bırakmışlar. - İnançsızlık vadisindeki diğer sınav
Beşinci vadiye ulaşan kuşların bir kısmı bu vadide kimseyi göremeyince; yalnız hissetmeye başlarlar,
sanki onlardan başkası yoktur hayatta ve birlik olduklarını unuturlar. Kimsesizlik hislerinin içinde kaybolup giderler. Yalnızlık vadisi ve yeni bir sınav
Altıncı vadiye girdiklerinde her yerden bir ses , bir fısıltı gelir kulaklarına;
Kimisi Simurg öldü der, kimisi tüyleri yanmadı, yansa yeniden doğamaz der. Kimisi kendini kandırıyorsun….. Dedikodular alıp başını gider. Yine bir eleniş - Dedikodu vadisinde yine yeni bir sınav
Yedinci vadiye gelindiğinde kimi kuşların kalbinde bir duygu oluşur “ Ben”
Ben buranın lideri olmalıyım. Ayy!!! onun kanadı da ne öyle, ne çirkin .O yol yanlış bak benim ki doğru….. Egolardan gelen seslerle başkasını beğenmeyip eleştirenler, ve kendisini büyük görüp elenenler - Ben vadisindeki son sınav
Tasavvufta 7 nefis mertebesi olarak geçen, bu vadilerin sonunda, Farsça 30 kuş anlamına gelen Simurg, ya da Zümrüdü Anka Kaf dağına ulaşırlar.
Aradıkları imparator yoktur, orada….
Kuşların bu yolculuğa, güneşten yanan tüylerine rağmen, özleme rağmen devam etmeleri, egolarını yenmeleri aynı zamanda geçtikleri her yerdeki öğrendikleri erdemler, özlerindeki güce ulaşmasını saglar .
Bekledikleri mucize dışarıda değil, içlerindedir.
Yol, yolcu ,varılan yer ve yoldaki öğretiler
Sevgili dostum, sanmayalım ki bu bir efsane
Sen, ben kuşlar gibi bir yoldayız ve yoldan haberdarız….
Milyonlarca delille yol belli, yolculuk belli, tuzaklar belli , anahtarlar belli, kazançlar belli …..
“Oysa yaşamın amacı kendi kendini geliştirmek, tekamül etmektir. Dünyaya gelme sebebimiz özümüzün farkına varmaktır.”
Oscar Wilde
Bu hafta kendimden kendime soruları paylaşmak isterim sizinle;
Yolculuğun nereye?
Kaf Dağına gitmekteki amacın ne?
Umudunu / inancını öldüren ne?
Zaafların neler ?
Hangi vadide kalakaldın sende ?
Sevgili Simurg’ lar, Anka’ lar, Feniks’ ler….
İrademizin hakkını verebiliriz,
Körü körüne inanmak yerine düşünebiliriz,
Kendimizi doğru kaynaklarla geliştirebiliriz,
Birliktelik ruhunu koruyabiliriz, kaybettiysek yeniden inşaa edebiliriz,
Başaracağımıza, bu yolda yalnız olmadıgımıza inanabiliriz,
Dedikodu yerine, tanıklıkta kalıp birbirimize güveni seçebiliriz,
En iyisini ben bilirim hastalığından, başkalarının fikirlerine kendimizi kapatmaktan, bunun yarattığı körlükten, egosal savaşlardan vazgeçip, bütündeki güzelleri alıp kabul edebiliriz.
Ve günün niyeti;
“ Yükselişe giden yolumu engelleyen her ne varsa serbest bırakmaya,
hayat amacıma keyifle, ilahi yardımın kolaylığıyla ve mucizeleriyle ulaşmaya niyet ediyorum.
Umudun-mucizenin sembollerinin özellikle de bu günlerde hepimize yol gösterici olmasını diliyorum. “
Aklımızı, kalbimizi maddi-manevi ferahlatması umuduyla…
Sevgi ve ışıkla
Neslihan

