Sevgili dostum, Nesli Şifaya, şifamıza hoş geldin…
Son günlerde geçmiş deneyimlerimi daha sık gözden geçirir oldum… Bu hal geçmişe takılı kalmak gibi bir yerden değil de… Farkındalıkla gelen bir gözlem gibi…
Bunun yaş almakla da ilgisi olabilir… Hayatımda olan güzel ruhların ilhamı ile de olabilir… Yine şükürle dolu kalbim…
Gözlemlediğim Neslihan’larla gelen, gündemlerim var, bugün…
Yıllarca kişisel gelişim kitapları okuyan, eğitimlere katılan, seminerler dinleyen, hatta bunları anlatan- öğreten, farklı alanlarda mesleki deneyimler yaşayan bir Neslihan’ı gözlemliyorum….
Sürekli bilgiyi arayan biri…Bu en çarpıcı kimliklerinden bir tanesi…
Bir an durup soruyorum…Uyanış…Dönüşüm…Kendini Hatırlama… Süreç içinde bu kadar şeyi bilmene gerek var mıydı? Bilgilerle neyi arıyorsun?
İçimde bir ses: “Bilgi…Sana hizmet etti, bugüne taşıdı” derken…
Başka bir ses ekliyor: “Belki de sorun daha fazla bilgiye ihtiyaç duymamız değildir…Belki de sorun, zihnimizin bildiğini sandığı şeylerle dolu olmasıdır.” diyor…
O anda sevdiğim bir Zen hikayesi düşüyor, kalbime….
Bir profesör, bilgeliği öğrenmek için ustanın yanına gider…
Usta çay ikram ederken, fincan dolar ama o dökmeye devam eder. Çay taşınca profesör şaşkınlıkla, “Artık almıyor,” der.
Usta tebessüm eder:
“Senin zihnin de bu fincan gibi. Önce boşalmadan yeni hiçbir şeyi alamaz.”
İşte uyanışın ilk kapısı burasıdır…Çünkü hakikat, dolu zihinlere değil; boşalmaya cesaret eden kalplere misafir olur.
Büyük Paradoks
“İnsan bilmeden uyanamaz… Ama uyanmak için de bildiklerini bırakmak zorundadır.”
Bu nasıl olur?
Çünkü bilgi iki çeşittir.
Birisi… Kitaplardan, eğitimlerden ve yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz bilgiler… Onları zihnimiz bilir.
Diğeri… Kalbin doğruladığı, deneyimle hakikate dönüşen bilgiler… Onları kalbimiz idrak eder.
Elbette uyanış için bilgi gereklidir. Çünkü insan bilmediği bir kapıyı aralayamaz. Bilgi, yolculuğun ilk adımıdır; farkındalığı başlatır, sorular sordurur ve arayışı uyandırır.
Ama uyanış, yalnızca bilgi biriktirmek değildir. Hakikatin önünü örten yanlış kabulleri, kalıplaşmış inançları ve “bildiğini sanma” hâlini fark edip bırakabilmekle başlar.
Hepimiz Bir Ölçüde Uyuyoruz
“Uyan ey gözlerim gafletten uyan…”
İlahiyi bilirsiniz… Melodisi- sözleri beni benden alıyor dinlerken…
Bahsi geçen “Uyku”, sadece gece gözlerimizi kapatmak olmadığı gibi “uyanmak” da gözlerin açık olması değildir; kalbin uyanmasıdır.
Belki, sabah gözümüzü açıyoruz: İşe gidiyoruz…Konuşuyoruz…Kararlar veriyoruz.
Ama gerçekten yaşayan biz miyiz?
Eğer;
Her eleştiride aynı şekilde öfkeleniyorsak…
Her ilişkide aynı kırgınlığı yaşıyorsak…
Sürekli başkalarını suçluyorsak…
Aynı hataları tekrar edip farklı sonuçlar bekliyorsak…
Ve en önemlisi… Bir an bile durup,“Ben bunu neden yapıyorum?” diye sormuyorsak…
İşte gerçek uyku budur. Fark etmeden alışkanlıklarımızın, korkularımızın ve eski yaralarımızın yönetiminde otomatikte yaşamaktır.
Gerçek uyanış da özgür iradenin hakkını vermektir…
Carl Gustav Jung, insanın tanımadığı taraflarının onu yönetmeye devam ettiğini söyler.
“Bilinçdışı bilinçli hâle gelene kadar hayatınızı yönetecek; siz de buna kader diyeceksiniz.”
Hayat Bazen Seni Uyandırır
Bazen biz uyanmayı seçmeyiz. Hayat bizi uyandırır. Tatlılıkla…. Ya da sert dokunuşlarla…
Benim de hayatımda her şeyi değiştiren bir kırılma yaşandı. O günlerde bunu kırgın olduğum bir yerden büyük bir kayıp olarak görüyordum.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda ise başka şeyleri fark ettim.
Hayat, elimden sadece bazı şeyleri almamıştı.
Aynı zamanda bana, yıllardır ben sandığım birçok şeyi de bırakmayı öğretiyordu.
Bugün biliyorum ki bazen en büyük uyanışlar, en karanlık gecelerin ardından geliyor.
Uyanış Nerede Başlar?
Bugün birçok kişi uyanışı havalı buluyor… ya da büyük mistik deneyimlerle olacağını düşünüyor olabilir. Bu yola düşen ruhlara baktığımda;
Kimileri bedenleri terbiye eden “fakirlik yolundan” geçerler… Bu bir dervişin yoludur…Az yemek, az uyumak, zorluklara katlanmak gibi fiziksel çilelerle uyanırlar..
Kimileri duyguları ve kalbi arındırmayı hedefler. İbadet, dua, teslimiyet ve sevgiyle dönüşür…
Kimileri de zihni eğitmeye, yoğun dikkat ve meditasyonla bilinci geliştirmeye odaklanır.
Siz hangisini seçersiniz ya da hepsinden karma bir yol mu bulursunuz bilemiyorum ama asıl yol sessizce gelen, ruh- beden- zihin dengesini sağlayan şekildedir...
Ve Bence uyanış;
Kendine dürüstçe bakabildiğin ilk anda…
Bir olayın suçlusunu aramak yerine onun sana ne anlattığını sorduğunda…
Haklı olduğun inadından vazgeçip, deneyimi idrak ettiğinde…
Acının içinden kaçmak yerine onu dinlediğinde…Onun içinden geçmeye cesaret ettiğinde olur…Dünyanı değiştirir…
Yol… Yolculuk…Herkesin kendine has tasarlandığı için farklıklar olabilir elbette ki. Sen de bizimle paylaşmak istersen bu beni çok sevindirir…
Nereden Başlayabilirim?
Eğer bu satırları okurken: “Ben de bu yoldayım” ‘Böyle gelmiş böyle gitmesin” ya da “Ben de bu yolculuğa çıkmak istiyorum.” diyorsan, İlham olması niyetiyle kendi yolculuğumu seninle paylaşabilirim…Hatta biraz da formüle edebilirim…
Bir seyir defterim var…Kaptanın seyir defteri gibi…
Gün içinde;
Beni rahatsız eden, iyi hissettiren, savunmaya geçtiğim, inat ettigim.. gözlemlerimi yazıyorum..
Gözlemci olmamın en büyük sebebi; dışarıdan
“Bu olay olmasaydı, kendimle ilgili hangi gerçeği göremeyecektim?” bakış açısı…
Cevapların dürüstçe, zihinden değil, kalpten gelmesi için gözlerimi kapatıp nefesime odaklanıyorum..
Ve her bir gözlemle gelen hallerime bakarken, o hal ve içimdeki özün ayrışmasının idrakini yaşıyorum:
“İnatçıyım” demek yerine “inat eden tarafı” görüp onu yargılamadan, eleştirmeden takılı kalmadan o duraktan ayrılıyorum…
İlk uyanış belki de “Ben düşünüyorum.” ile “Düşünceler benden geçiyor.” arasındaki farkı görebilmektir.
Uyanışın Beş Durağı
Belki de uyanış, yeni bir insan olmak değildir. Zaten yaratılışında var olan hakikati yeniden hatırlamaktır.
Belki de uyanış tek bir an değildir. Bir yolculuktur. Durakları vardır..
1. Uyuduğunu fark etmek
En zor adım bu olabilir. Çünkü uyuyan kişi uyuduğunu bilmez.
2. Bildiklerini sorgulamak
Bugüne kadar doğru sandığım her şey gerçekten doğru mu?
Yoksa bana öğretilenler mi?
3. Kendini gözlemlemek
Yargılamadan… Savunmadan… Bahane üretmeden…
Sadece görmek.
4. Perdeleri kaldırmak
Egoyu…Nefsi… Gölgeleri…Korkuları…Eski hikâyeleri…
Tek tek fark etmek.
5. Bilmekten olmaya geçmek
Artık bilgi davranış olur. Davranış karakter olur. Karakter kader olur.
İnsan ilk kez gerçekten yaşamaya başlar.
Günün Niyeti
Allah’ım…
Hakikati taşıyabilmek için kalbimi genişlet..
Sırtımı döndüğüm, ya da perdelediğim özümü bulmayı bana kolaylaştır..
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Harika bir yazı, kaleminize sağlık 🤍