Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde üç çocuğu ile yaşayan bir aile varmış. Her biri farklı karakterlerde , rengarenk olan bu ailenin, dünyaya bakış açıları da farklıymış.
Günlerden bir gün baba işteyken, anne yine her zaman ki gibi yemekler yapıp, çocuklarını davet etmiş, dedik ya hepsi birbirinden farklı,
Biri “annem bizim için harika yemekler yapmış” diyerek,
Diğeri, “tam da oyunumun en güzel yerinde çağırdın” homurdanmalarıyla,
Üçüncüsü “hep diğerlerinin sevdiklerini pişiriyorsun, bana göre hiç bir şey yok “ diyerek,
sofraya oturmuşlar.
Akşam olup baba eve döndüğünde, üç çocuk teker teker babalarına günlerini anlatmaya başlamışlar, gelin biz yemek kısmına kulak misafiri olalım.
İlki “Baba, annem bizi gerçekten çok seviyor, bugün hepimizin sevdiği yemekler için çok uğraştı. Harika yemekler vardı. Keşke sen de olsaydın. “
İkincisi “Baba, annem her şey kendi istediği gibi olsun istiyor, bugün oyunun en heyecanlı yerinde beni yemeğe çağırdı. Tam da rekora gidiyordum “
Üçüncüsü “ Baba annem beni hiç sevmiyor, önemsemiyor. Hep diğerlerinin sevdiklerini yapıyor.”
1 Anne, 1 olay, 1 olay yeri ve 3 bakış açısı
Bizler olayları yaşarken, tıpkı hikayemizdeki çocuklar gibi olaydan bağımsız, o anki bakış açımıza göre subjektif kayıtlar yaparız, bir de üstüne genelleriz. O gün yemek masasında gerçekte ne olursa olsun, çocukların zihin dünyasında;
Mutlu, sevgi dolu bir yemeğin anısı,
Baskı, engellenmek, özgür olamamak,
Değersizlik,
kayıt eden sitemler çalıştı.
Altı üstü küçük bir anı, bu kadar önemli ne olabilir ki, diyorsanız yanılıyorsunuz. Olaylar değil, olaylara yüklenen anlamlardır, travmaları oluşturan.
Her travma beden kabımızı doldurur, hatta öyle bir an gelir ki artık bardağımız dolduğu için bir damlayı bile kaldıramayacak hale geliriz. Normalde bakılsa küçük bir damladır, baş edebiliriz ama diğerleriyle birleşince etkisi daha da büyük olur, altında kalırız.
Bununla ilgili -henüz okumadıysanız- “Olaylar, Yorumlar ve Duygular “ yazımı okuyabilirsiniz.
Filmi biraz ilerletip, kameraları ilerleyen yıllara çevirdiğimizde her çocuk hatıralarındaki bu bilgiden hareket ederek;
Biri kainat sofrasındaki eşsiz hediyeleri görüp, müteşekkir olurken,
Diğeri kainatta olup biten şeylerin onu engellediğini,
Bir diğeri sürekli başkalarıyla kendini kıyaslayıp, kendini değersiz hissetmeye devam edebilir.
Geçmişte yaşadıklarımız, biz farkına varmadığımız sürece geleceğe kısır döngüler halinde taşınır. İşte bu duruma, yaş döngüleri adı verilir.
Daha dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren, kök ailemizle gördüklerimiz, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz bizim en güvenli alanımızı oluşturur .Güvenli alan deyince aklınıza sadece pozitif şeyler gelmesin, tüm duygular bu alanda olabilir.
Ve ilerleyen zamanlarda özellikle de matematiksel bir örüntüde bu güvenli alanın benzerlerini yaşamımıza davet ederiz. Örnegin; 2 yaşında taşındıysak 4 yaşında , 8 yaşında 16 yaşında o taşınmaya ilişkin duyguları yaşayabiliriz, sanki senaryo aynı, aktörler farklı bir tekrar filmini izleriz.
Ta ki biz yeni bir seçim yapıp, senaryoyu yenileyene kadar.
Az evvel çocukluktan bugüne gelirken yaşanan aydınlanmayı, şimdi de hayat yolculuğumuzda geriye giderek, gerçekleştirelim, “filmi geri sarma tekniğini” uygulayalım.
Bugün sizi kıskanan biri varsa; derdiniz şimdiki kişi olmasın. Lütfen kaçmadan sorun kendinize;
Bu kişi, çekirdek ailemde kimi temsil ediyor?
Ve “Ben” çekirdek ailemde kimi kıskandım?
Geçmişte çözmediğim / öğrendiğim hangi konuyu bana göstermek için geldi?
Bugün, değersiz hissediyorsanız;
İlk kez kim bana bu duyguyu yaşattı? Kaç yaşındaydım?
Bugün sevdiğiniz birinin, sizi terkedeceğinden korkuyorsanız, yine bu durum karşınızdaki kişiyle ilgili değildir. Lütfen öncelikle kendinize sorun;
Çekirdek ailemde kim beni terketti?
Ve “Ben” kimi terkettim?
Terk edilmenin yasını nerede tutmadım? Nerede kabul edemedim?
Cevaplar çok şaşırtıcı olabilir, sevgili dostlar
Size, cevaplarla ilgili ilham olması niyetiyle, terk edilme korkusu seansımı detaylandırmak isterim.
“Terk edilme korkusu, O beni terketmeden ben ondan gideyim duygusu”
Duygu katmanları arasında derine inerken, mucizevi bir şekilde geldiğimiz noktayı şükür dolu bir kalple, şöyle özetleyebilirim;
13 yaşında eğitimi engellenen, ve okulu terkeden çocuk, şu an 39 yaşında okula yeniden dönerek kendini tamamlamaya çalışan bir insana dönüşüyor
20-21 yaşlarında özünü, kendini, benliğini terk ettiğini hisseden o içindeki parça, bugüne kadar pek çok insan tarafından terk ediliyor. Aslında başkaları üzerinden kendi sesini duymaya çalışıyor. Ve bugün 39-40 yaşlarında, o içindeki terkettiği parçayla bütünleşme günü…
Ve Daha pek çok şey…
"'Görüşünüz ancak yüreğinizin içine baktığınızda berraklaşır.
Dışa bakan düş görür, içe bakan uyanır."
CARL GUSTAV JUNG
Gelin bu yazı, içinizdeki yaralı çocukları bulmak için bir ilham olsun, sizi yoran döngüleriniz kırılsın.
Gelin yaşadıklarımızı başka bir gözle okuyalım.
Her şey içten dışa doğrudur. İçte ne varsa dışta da o vardır.
Gelin hep birlikte içinden geçtiğimiz zor günlerde, yapabiliyorsak kendi içimizdeki depremlerin enkazını kaldıralım, yaslarını tutalım.
Gelin içimizdeki çarpık yapılaşmaları tesbit edelim. Neyi yeniden, daha doğru bir şekilde inşaa edebiliriz ona bakalım ki bireysel olarak yapacağımız bu iyilik dışımıza da yansısın.
Ve ruhların şifası için ,şu an en çok ihtiyacımız olan pozitif enerjiyi içimizden dışımıza yayalım.
Ve Son olarak günün niyeti
Allah’ım, bize göndereceğin her türlü iyiliğe muhtacız. Her birimizin kalplerine o ihtiyacımız olan dinginliği hissettir.
İradelerimizin gücünü anlamaya, üzerimize düşen sorumlulukları alıp, kalbi ve aklı dengede, ruhlar olarak huzurla yaşamamıza niyet ediyorum.
Not; Bu yazıya ilham olan tüm güzel ruhlara selam olsun. Hepsinin izinlerini alarak sizlerle paylaşıyorum.
Sevgi ve ışıkla
Neslihan

