Kumsalda yürüyen bir adam, sahilde avlanan bir balıkçının yanına yaklaşır.
Balıkçının kovasında birçok yengeç vardır. O an dikkatini bir şey çeker: kovanın kapağı yoktur.
Adam şaşkınlıkla sorar:
“Kapağı yok, kaçmıyorlar mı?”
Balıkçı gülümser ve cevap verir:
“Eğer sadece bir yengeç olsaydı, çoktan kaçardı. Ama birden fazlaysa, biri yukarı çıkmaya çalıştığında diğerleri onu aşağı çeker. Sonunda hiçbiri kurtulamaz.”
Sevgili Dostum, hikaye sana da tanıdık geliyor mu?
Bir kova dolusu yengeç...Bir dünya dolusu insan.
Ve biri tırmanmaya başladığında, onu aşağı çeken diğerleri…
Çekenler- çekilenlenler hepsi aynı sepetin içinde, iki rolü de oynarken bulurlar kendilerini.
İronik öyle değil mi! Çekerken çekilir -Çekilirken çeker…
Şikayet etseler- acı çekseler bile bu döngüye mahkum, kovada sıkışıp kalırlar. Cesaret edip her şeye rağmen ruhunun sesini duyabilenler müstesna.
Bu sahne, hayvanlar dünyasından bir kesit gibi gözükse de, insan doğasını aynalayan şahane bir semboldür.
Psikolojide bu duruma “Yengeç Sepeti Sendromu” denir.
Şimdi ruhumuzun çağrısına kulak verip, yengeç sepeti sendromunu yaratan etkilere göz atalım istiyorum. Çünkü olayların altında yatan sebepleri anlayabilirsek, dönüşebilir, yeni seçimler yapıp, dengede yol alabiliriz.
1-Dışsal Yengeçler
“Bir kişi ilerlemeye çalıştığında, çevresindeki insanlar bilinçli ya da bilinçsiz onu durdurmaya çalışırlar.”
“Boş ver, zaman kaybı zaten herkes denedi, olmadı. Paranı kaybedersin”
“Bunlar tehlikeli işler. Bunu yaparsan başına bir felaket gelir.”
“Onlar doğuştan şanslı, sen de şans mı var…”
Ne yazık ki tüm bu sözler umut kırar, cesaretimizi alıp götürür.
Genellikle dışsal etkiler; kıskançlıktan- hırslardan, rekabetten, korkudan, toplumsal düzen/ rahatlık bozulmasın, uyumu koruma bilincinden kaynaklanır.
“İnsan bilmediğinden korkar; anlayamadığını reddeder.”
Kimi zaman da düşük frekanslardaki insanlara, senin yükselişin, kendilerindeki durağanlığı- ilerlemeyişi gösterir.
Diğer bir deyişle; Senin ışığın, kişinin kendi karanlığını görmesine ayna olur. O da aynada gördüğü halini değiştirmeye çalışmak yerine, sana zulmederek aydınlığını söndürmek ister. Dolayısıyla eleştirir, engeller, yargılar, zorbalar…
Bu davranışlar toplum üyeleri tarafından kabul gördükçe, ortak duygu ve düşünceye inanan insanların sayısı artar. Kolektif bilinçler oluşur ve topluma özgü bu normlar nesillerden nesillere aktarılır. Yani yengeç sepetinin kuralları çoktan atalar tarafından yazılmış ve sonraki kuşaklara da aktarılmayı bekliyordur.
Gelin, Firavun ve Hz Mûsâ’nın hikâyesinden tarihsel bir yolculuğa çıkalım;
Firavun, kendi iktidarını kaybetme korkusuyla İsrailoğulları’nın özgürlüğünü engeller, ilerleyen zamanlarda Nazi Almanyası zulmü yeniler, bir soykırım yapar.
Yıllar geçer, İsrailoğulları bu acıyı iyi bilmesine rağmen, Filistin halkının zalimi olur.
Güçlenen yengeç, altta kalanın üzerine basarak yükselmeye çalışır, ve öldürücü etkiyi oluşturur.
Tam da bu noktada güzel olanın;
Kurbana düşmeden, zalimleşmeden, kendi ışığımıza tutunarak, kim olduğumuzu- eşsizliğimizi hatırlayarak ve artık bize hizmet etmeyen kollektif bilinçlerden ayrışarak kendi liderliğimizle yola devam etmek olduğuna inanıyorum.
Unutmayalım; şimdi- burda kim olduğumuzu seçme gücü bizim elimizde .
“Sen yükselince başkalarına gölge oluyorsan, yükselmeyi bir daha düşün. Ama sen yükselince başkalarına ışık oluyorsan, lütfen durma.”
Bu kısma kadar “ben hiç kimseyi ne kıskandım ne de onlara zarar veren biri oldum, çok şükür yengeç değilim” diye içinden geçirmiş olabilirsin.
Fakat ilginçtir ki, iyi niyetlerle de bu tuzağa düşmüş olabiliriz.
Arkadaşlar, anne- babalar…şefkatle koruyarak! bizi aşağı çekebilirler ya da tam tersi biz onlara kanca olabiliriz:
“Aman yavrum fazla sivrilme, dikkatli ol.”
“Böyle gelmiş, böyle gider.Sen mi düzelteceksin!”
“Elalem ne der? Başımıza iş açma- icad çıkarma” sözleri “şefkatli yengeçler’e aittir.
Yazımın ilhamıyla; kendi kalbimi de yokluyorum, ve orda beni bekleyen “Yengeç Nesli’yle” göz göze geliyorum;
Kızım üniversiteyi İtalya’da okumak istediğinde;
“Annecim Kanada’ da ne güzel üniversiteler var. Yanımızda rahatça okursun...” diyen Nesli’nin sesini duyuyorum.
İçsel davet:
Şimdi sen de kendine şu soruları sorabilir, notlarını alabilirsin;
“Kimin ışığından rahatsız oluyorum?”
“Farkında olmadan kimi aşağı çekiyorum? Ne söylüyorum ya da yapıyorum?
“Kim ya da kimler beni aşağı çekiyor/ hangi konularda baskılıyor/ engelliyor?
“Çevremde beni aşağı çeken hangi sesler var?”
2-İçsel Yengeçler — İçimizde Konuşan Sesler
Bazen bizi durduran kimse yoktur. Ama içimizde bir ses vardır.
Bu sesler dışarıdan değil, içimizden gelen seslerdir. Psikolojide bunlara “iç eleştirmen” denir.
Çoğu zaman çocukluğumuzda, bizi eleştiren anne- babamızın ya da başka bir yetişkinin sesiyle oluşur. Otomatikleşir ve onu farkedene kadar içimizde çalışmaya devam eder.
Başlangıçta kendini koruma amacıyla doğar ama zamanla engelleyici olur.
Bilinçaltımız bizi güvende tutmak ister. Onun için başarı, değişim, aşk, yeni bir adım atmak.. birer tehlike gibi algılandığından bizi durdur:
“Henüz hazır değilsin. Yetersizsin!”
“Ya başarısız olursan? Ya rezil olursan?”
“Yeterince genç/ yeterince olgun değilsin!”
Tasavvufta bu seslere nefsin oyunları denir. Nefs bizi engellerken, hakikat ise engellerin çözülmesini sağlar.
“Korkuyla konuşan Nefs’i, Öz, sevgi ile iyileştirir.” İnsanı İllüzyonundan çıkarır, bilinçli farkındalıkla yükseliş yoluna taşır.
Kendi hayatımda duygusal bir yoğunluğun içine girdiğimde ya da seanslarda sıkça kullandığım bir soru kalıbı var;
“(………..) Bu gerçek mi? Yoksa bir İllüzyon mu?” bizi tam da bu farkındalığa davet eder.
Farkındalığa Davet-Ruhun Sesini Hatırla
Sen de kendi hakikatini bulmaya davetlisin…
Bir elini kalbine, bir elini karnına koy.
Derin bir nefes al... ve bırak.Bu sırada içindeki sesleri fark et.
Lütfen onları susturmaya çalışma, akışta sadece dinle. Çünkü her ses, kendine ait bir hikaye taşır:
Bir korku, bir yara, travmadan kalan izler...İçinde bir savaş değil, bir çağrı var. Onunla çatışmadan, ne anlatmak istediğini duymaya çalış.
Ama dinlerken lütfen şu farkındalığı koru:
“Bu sesleri duyuyorum, ama ben bu duygular değilim. Ben artık yetişkinim; o çocuk değilim.”Ve ardından, bilgelikle gelen, kendinden emin bir iç sesle şöyle de:
“Teşekkür ederim. Artık büyüdüm. Bu adımı atabilirim.”
Bu Denklemde “Kazan-Kazan da Mümkün”
İnsanlar doğası gereği kendini başkalarıyla karşılaştırır. Öğrenmenin bir parçasıdır. Fakat kendini unutan kişi için karşılaştırma hali, onu kamil insan olmaktan uzaklaştırır.
Bu kısımda enerjimizi anlamanın, kıyasın getirdiği tuzaklara düşmeme noktasında fayda sağlayacağına inanıyorum.
Şöyleki; hepimizin etrafında gözle göremediğimiz kendine özgü eşsizlikte bir enerji alanı vardır. Hiç konuşmasak bile varlığımızla bir etki yayarız. Eğer kişinin enerjisi yükseliyorsa, onun enerjisi etrafındakileride etkiler. İnsanı rahatlatır, genişletir.
Yani biri parladığında, diğerlerinin sönmesi gerekmez. Birinin yükselmesi de bizim kaybettiğimiz anlamına gelmez.
Tam aksine, birbirimizi yüceltiriz, dünyamız biraz daha güzelleşir, hepimiz zenginleşiriz.
Gerçek özgürlük, bir başkasının başarısından ilham alabilmektir.
Gerçek büyüklük, el uzatıp “Gel, birlikte çıkalım şu kovadan,” diyebilmektir.
Kazanca Davet
Kendimi kıyasladığım insanları ilham kaynağı olarak görseydim, hayatımda yeni neleri seçebilirdim?
Bugün kimlere ilham olabilirim?” Sorularını sor ve cevabını beklemeden sorunu serbest bırak
Birinin başarısını kıskanmış olsan bile görünür kıl: paylaş, kutla, destek ol.
Kendi potansiyelini küçültmek yerine, onu beslemeyi seç.
Günün Niyeti;
“Yaradılışımdaki eşsizlikle buluşmaya
Ve onu yaşamaya,
Kendi ışığımı parlatırken ilham olmaya,
Başkalarının ışığında, kendi ışığımı hatırlamaya niyet ediyorum.
Bu niyetle kalbimi açıyor, kolaylıkla adımımı atıyorum.”
Sevgi ve Işıkla
Neslihan


Yengeç istilası altında olduğumu fark ettim yazıyı okurken ve yengeç Fatma ları ailesinin etrafında gevezelik ederken yakaladım 🌷muhteşem yüzleşmeler yaşadım teşekkür ederim hocam